BEYRUT — Lübnan, iki ülke arasında on yıllardır süren husumeti sona erdirmek amacıyla 26 Haziran’da ABD sponsorluğunda İsrail ile imzaladığı çerçeve anlaşmasının ardından birbirine paralel ancak birbirinden farklı iki yol izliyor.
Lübnan hükümeti, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülen beşinci tur müzakerelerde belirlenen rotada ilerlemeye devam ediyor ve görüşmelerin, İsrail’in geri kalan Lübnan topraklarındaki işgalini sona erdirmesinin yolunu açmasını umuyor.
Ancak Hizbullah çok daha farklı bir yaklaşım benimsiyor. Örgüt, 18 Haziran’da varılan ABD-İran mutabakat zaptında (MOU) belirtilen 60 günlük süre zarfında İsrail’in geri çekilmesini sağlamaya yönelik çabalarda yegane müzakereci tarafın İran olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor. Söz konusu mutabakatta her iki taraf ve “mevcut savaştaki müttefikleri” olarak nitelendirilen gruplar, Lübnan’ın egemenliğini ve toprak bütünlüğünü garanti altına alırken “Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını” taahhüt etmişti.
Gözlemcilere göre, bu iki yoldan hangisinin nihayetinde Lübnan’ı istikrara götüreceği belirsizliğini koruyor.
Çerçeve anlaşmasının ve güvenlik ekinin —Beyrut’un her ikisini de gizli tutma çabalarına rağmen— sızdırılması, Lübnan genelinde bir eleştiri dalgasına yol açtı. Muhalifler anlaşmanın iç bölünmeleri derinleştirebileceği, hatta yeniden bir iç savaş riski doğurabileceği uyarısında bulunuyor.
Hizbullah ise Cumhurbaşkanı Joseph Aoun ve Başbakan Nawaf Salam’ı hedef alan sert bir siyasi kampanya ile karşılık verdi. Örgüt, hükümeti İsrail ile doğrudan müzakerelere girerek yetkisini aşmakla suçlarken, bu görüşmelerin getirdiği tavizleri eleştirdi.
İç Çatışmanın Merkezinde “İran” Var
Bu siyasi anlaşmazlığın merkezinde Lübnan’ın İran’la olan ilişkisi yatıyor. Bu bölünme, hükümetin İsrail ile doğrudan müzakere etme ve Hizbullah’ın silahsızlandırılmasının İsrail’in güney Lübnan’dan çekilmesine bağlandığı bir çerçeveyi kabul etme kararının arkasındaki ana faktörlerden biri haline geldi.
Arab News’e konuşan resmi bir Lübnanlı kaynak durumu şöyle özetledi:
“İran ile İsrail arasında doğrudan bir iletişim hattı yok. İsrail Lübnan’ın komşusudur; dolayısıyla İsrail ile müzakere eden İran değil, bizzat Lübnan’dır. Çerçeve anlaşması bir barış antlaşması değildir. Husumet durumunu sona erdirecek bir mekanizmadır ve uzun bir sürecin yalnızca ilk adımıdır.”
ABD Dışişleri Bakanlığı, çatışmanın sona ermesi ve İsrail’in işgal altındaki topraklardan çekilmesi için Hizbullah’ın sadece güneyde değil tüm ülke genelinde silahsızlandırılmasını merkeze alan güvenlik düzenlemelerinin Lübnan hükümetince uygulanacağını, ABD tarafından denetleneceğini ve İsrail tarafından doğrulanacağını bildirdi.
Uygulama Aşaması Başlıyor
Washington’daki imza töreninin ardından pazartesi günü Beyrut’a gelen Lübnan Askeri Koordinasyon Grubu Başkanı Tümgeneral Joseph Clearfield ve ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper, anlaşmanın uygulama aşamasının resmi başlangıcını yaptı.
ABD’nin Beyrut Büyükelçiliği’ne göre ikili, Cumhurbaşkanı Aoun ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rodolphe Haykal ile bir araya gelerek pilot bölgelerin oluşturulması başta olmak üzere pratik adımları görüştü. Büyükelçilik, anlaşmanın “Lübnan’ın egemenliğini yeniden tesis etmek ve Hizbullah’ı silahsızlandırmak için gerçekçi ve yapılandırılmış bir süreç oluşturduğunu” vurguladı.
Anlaşma, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı ve Hizbullah’ın 2 Mart’ta tek taraflı olarak dahil olduğu savaşın gölgesinde sağlandı. Hükümet, bu tek taraflı müdahaleye karşılık savaş ve barış kararlarının yalnızca devlete ait olduğunu belirterek Hizbullah’ın askeri faaliyetlerine yasak getiren bir kararı onaylamıştı.
Anlaşmanın Hukuki ve Siyasi Zorlukları
Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi’nin analizine göre, 14 maddelik bu belge; 1949, 1983, 2006 (1701 sayılı BMGK kararı) ve Kasım 2024 anlaşmaları dahil olmak üzere İsrail ile Lübnan arasındaki önceki tüm mutabakatlardan daha ileri bir noktaya gidiyor. Analizde, “Lübnan devleti, Hizbullah tamamen silahsızlandırılmadığı sürece İsrail işgalinin devamını kabul etti. İsrail’in çekilmesi, devletin yerine getirme kapasitesinin olmadığı bir ön koşula bağlandı” denildi.
Hizbullah ise İsrail’i masaya oturtan şeyin hükümetin doğrudan müzakereleri değil, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatarak ABD’ye uyguladığı baskı olduğunu iddia ediyor. Hizbullah Milletvekili Hasan İzzeddin, anayasanın 52. maddesini hatırlatarak, “İşgalci Siyonist varlıkla doğrudan temas kurmak, yasalarımıza göre ihanettir ve bu kişiler yargı önüne çıkmalıdır” sözleriyle hükümeti hedef aldı.
Paris School of Business’tan Hukuk ve Dış Politika Profesörü Muhyiddin El-Şahimi ise bu itirazları “sürekli siyasi kampanyalar” olarak değerlendiriyor. Anlaşmayı “bir antlaşmadan ziyade, ateşkes kavramının çökmesini engelleyen ve ABD arabuluculuğunda verilen taahhütlerin dayanıklılığını sağlayan bir muhtıra” olarak nitelendiren El-Şahimi, şu soruyu soruyor:
“Alternatifimiz nedir? Eşitsiz savaşlara devam etmek, işgali genişletmek ve Lübnan’ı İran çıkarlarına hizmet etmesi için Hizbullah’ın elinde bir pazarlık kozuna dönüştürmek mi?”
El-Şahimi’ye göre Lübnan anayasası düşman devleti özel olarak tanımlamıyor ve “İsrail’le iş yapma yasağı” devlet seviyesindeki barış müzakerelerini değil, bireysel ilişkileri kapsıyor. Profesör, çerçeve anlaşmasının nihai bir belge değil, Arap Barış Girişimi kapsamında varılacak kalıcı bir barışa giden uzun yolda “iki aşama arasındaki hayati bir bağlantı halkası” olduğunu vurguluyor.


İlk yorum yapan siz olun