NEW YORK — Pazartesi günü toplanan BM Güvenlik Konseyi’nde, Batı Şeria’nın 1967’den bu yana tarihindeki en büyük yerinden edilme krizini yaşadığı ifade edildi.
Toplantıda yetkililer ve insani yardım kuruluşları, İsrail’in kökleşmiş ve yasadışı işgali konusunda uyarılarda bulunurken, ABD, dünya örgütünü Gazze’deki Filistinlilere karşı Hamas tarafından işlenen vahşetleri görmezden gelmekle suçladı.
Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatör Yardımcısı Ramiz Alakbarov, Konsey’e yaptığı konuşmada; yerleşimci şiddeti, erişim kısıtlamaları, yıkımlar ve uzun süreli güvenlik operasyonlarının bir araya gelerek Batı Şeria’da son altmış yılın en kötü Filistinli yerinden edilme dalgasını yarattığını belirtti.
Alakbarov, İsrail’in Cenin ve Tulkarim’de devam eden askeri faaliyetlerinin ve özellikle Cenin’de bir ordu karakolu kurulmasının, bu bölgelerin Filistin Yönetimi’nin sivil ve güvenlik kontrolü altında olması nedeniyle son derece endişe verici olduğunu kaydetti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in kınamalarını yineleyen Alakbarov; yerleşim birimlerinin genişletilmesini, Batı Şeria topraklarının yaklaşık yüzde 61’ini oluşturan ve tamamen İsrail’in güvenlik ve idari kontrolü altında olan C Bölgesi’ndeki resmi arazi kayıtlarını ve Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesindeki eski BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) yerleşkesinde askeri tesisler kurma kararını eleştirdi. Alakbarov, İsrailli yetkilileri bu kararı iptal etmeye çağırdı.
Gazze’de Durum Hâlâ Kritik
Gazze’deki duruma ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alakbarov, ateşkes anlaşmasına rağmen bölgede İsrail’in hava saldırılarının ve askeri operasyonlarının devam ettiğini belirtti. Gazze Sağlık Bakanlığı’nın verilerine atıfta bulunarak, ateşkesten bu yana ölü sayısının bini aştığını söyleyen Alakbarov, İsrail’in şu anda Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 70’ini kontrol ettiğini ve sivilleri giderek daralan alanlara sıkıştırdığını ifade etti.
ABD destekli “Gazze Çatışmasını Sona Erdirme Kapsamlı Planı”nı onaylayan 2803 sayılı Güvenlik Konseyi Kararı’nın Kasım ayında kabul edilmesinden bu yana şartların bir nebze olsun hafiflediğini, örneğin yatağa aç giren hane halkı oranının yüzde 92’den yüzde 36’ya düştüğünü aktaran Alakbarov, buna karşın nüfusun yüzde 70’inin halen onurlu bir barınaktan yoksun olduğunu vurguladı.
26 Haziran’da Gazze’de düzenlenen Hamas karşıtı protestolarla bağlantılı sindirme haberlerinden duyduğu endişeyi dile getiren Alakbarov; Hamas ve diğer silahlı grupların silahsızlandırılması, İsrail güçlerinin geri çekilmesi, Uluslararası İstikrar Gücü’nün konuşlandırılması ve yönetimin “Gazze Yönetimi Ulusal Komitesi”ne devredilmesi de dahil olmak üzere 2803 sayılı Karar’ın tam olarak uygulanması çağrısında bulundu.
“Siyaset Değil, Hukuki Yükümlülük”
Norveç Mülteci Konseyi’ni temsil eden Itay Epshtain ise konsey üyelerine sunduğu hukuki argümanda, asıl meselenin artık İsrail yerleşimlerinin uluslararası yasaları ihlal edip etmediği değil, “Konseyin bu yasaları uygulamaya ne kadar hazır olduğu” olduğunu belirtti.
Epshtain; Cenin, Tulkarim ve Far’a mülteci kamplarından 33 binden fazla Filistinlinin yerinden edildiğini ve yerinden edilen hanelerin yüzde 70’inden fazlasının, kaçma kararlarında kadın ve çocuklara yönelik cinsel içerikli tehditler de dahil olmak üzere alınan tehditlerin belirleyici olduğunu aktardığını söyledi.
Uluslararası Adalet Divanı’nın 2024 tarihli bir danışma görüşüne atıfta bulunan Epshtain, mahkemenin İsrail’in işgal altındaki topraklardaki varlığının “bizatihi” yasadışı olduğunu tespit ettiğini ve 2334 sayılı Karar metninde yer alan siyasi çağrıyı “yargı tarafından onaylanmış hukuki bir yükümlülük” seviyesine yükselttiğini dile getirdi.
Yerleşimci şiddetinin basit bir “aşırılık” olarak çerçevelenmesini reddeden Epshtain, silahlı yerleşimcilerin askeri yapıların bir parçası olarak hareket etmesi durumunda meselenin bir devlet sorumluluğu haline geldiğini savundu.
İsrail’i, Norveç Mülteci Konseyi de dahil olmak üzere insani yardım kuruluşlarının çalışmalarını engellemeye devam etmekle suçlayan Epshtain; Filistinlilere ait toprak ve mülklerin iadesi, BM Hasar Kaydı’nın 1967’den bu yana olan tazminat taleplerini kapsayacak şekilde genişletilmesi ve herhangi bir zarar meydana gelmeden önce yerinden edilme riski altındaki topluluklar için koruyucu önlemler alınması çağrısında bulundu.
ABD’den Hamas’a Sert Eleştiri
ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Mike Waltz ise, yakın zamanda bir çanta dolusu okul malzemesi alan Gazzeli küçük bir kız olan Masa’nın hikayesini anlatarak, bunu “Gazze’de hayatın yeniden başladığının” bir işareti olarak nitelendirdi.
Hamas’ın silahsızlandırılmasının 2803 sayılı Karar ile onaylanan barış planının “kalbi” olmaya devam ettiğini belirten Waltz, çabalarından dolayı arabulucu ülkeler Türkiye, Mısır ve Katar’ı takdir etti. Waltz ayrıca, eski ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın kısa süre önce bu planı “masadaki tek geçerli plan” olarak onayladığına dikkat çekti.
BM Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun bu ay yayımladığı ve Hamas’a bağlı güçlerin 2024-2026 yılları arasında Gazze’de Filistinlilere yönelik infaz, işkence ve dayak eylemlerini belgeleyen raporuna atıfta bulunan Waltz, Nasır Tıp Kompleksi’ndeki halka açık cinayetlerin savaş suçu teşkil ettiğini söyledi.
Söz konusu raporun neredeyse hiç haber yapılmamasını eleştiren Waltz, Hamas’ın 26 Haziran’da Gazze’de kendi yönetimine karşı protesto düzenleyen halka karşı ev hapisleri ve ailelere yönelik tehditler de dahil olmak üzere “endüstriyel ölçekte bir terör kampanyası” yürüttüğünü savundu.
2803 sayılı Karar’ın uygulanmasına ilişkin bilgi veren Waltz; Fas, Kosova ve Arnavutluk’tan birliklerin Uluslararası İstikrar Gücü’nün bir parçası olarak konuşlandırıldığını, Mısır ve Ürdün’ün ise yeni bir Filistin polis gücü eğittiğini, BAE’nin de bu çabaya 100 milyon dolar taahhüt ettiğini belirtti.
Waltz, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Hamas, terörist bir orduyu elinde tutmak için müzakere yolunu kullanamaz.”


İlk yorum yapan siz olun