LONDRA – İsrail, “meşru müdafaa” kampanyası olarak nitelendirdiği operasyonlar kapsamında Ekim 2023’ten bu yana Gazze, Lübnan ve Suriye’de yaklaşık 1.000 kilometrekarelik bir alanı ele geçirdi. Son analizlere göre bu alan, İsrail’in 1949 sınırları içindeki egemen topraklarının yaklaşık yüzde 5’ine denk geliyor.
İnsan hakları örgütleri, bu yeni kontrol bölgelerinin milyonlarca insanı yerinden ettiğini, yerleşim alanlarını yerle bir ettiğini ve geniş tarım arazilerini yok ettiğini belirtiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise bu toprak gasplarını sınırlarının ötesindeki “derin güvenlik kuşakları” olarak tanımlıyor.
Netanyahu, mart ayı sonlarında yayınladığı bir video mesajında, İsrail güçlerinin şu anda Gazze’nin yaklaşık yarısını elinde tuttuğunu, Suriye’de Hermon Dağı’nın zirvesinden Yermük havzasına kadar olan bölgeyi kontrol ettiğini ve sızma ile füze saldırılarını önlemek için Lübnan’da “geniş bir tampon bölge” oluşturduklarını ifade etmişti.
İsrail’in Geri Çekilmeme Kararlılığı
İsrail’in sahadaki bu tutumu giderek daha da sertleşiyor. Pakistan’ın 14 Haziran’da ABD ve İran’ın bir barış anlaşmasına vardığını duyurmasının ardından (ki gözlemciler bunun Lübnan’daki şiddetin durmasını da içerebileceğini tahmin ediyor), İsrail Savunma Bakanı Israel Katz birliklerinin Lübnan, Gazze veya Suriye’de ele geçirilen topraklardan çekilmeyeceğini açıkladı.
İsrail haber sitesi Ynet’in haberine göre Katz, 15 Haziran’da yaptığı açıklamada İsrail’in “sınırı ve İsrail topluluklarını korumak” amacıyla bu bölgelerde “süresiz olarak” kalacağını belirtti. Açıklamada, “Bölge yerel sakinlerden temizlenecek; temas hattındaki köylerde terör karakolu olarak hizmet veren evler de dahil olmak üzere yerin altındaki ve üstündeki tüm terör altyapısı imha edilecek” ifadelerine yer verildi.
Aynı gün Netanyahu da benzer bir tavır sergileyerek, Financial Times’ın son analizine göre İsrail’in 570 kilometrekareden fazla alanı işgal ettiği Lübnan’da İsrail güçlerinin kalıcı olacağı sözünü yineledi. Başbakan düzenlediği basın toplantısında, “Gerektiği sürece Lübnan güvenlik tampon bölgesinde kalacağız” dedi.
Cezasızlık İklimi ve “Büyük İsrail” İdeolojisi
Eleştirmenlere göre bu açıklamalar, kısa vadeli bir askeri doktrinden çok daha fazlasını yansıtıyor. Londra merkezli Arap-İngiliz Anlayışı Konseyi Direktörü Chris Doyle, yıllarca süren “cezasızlık” durumunun İsrail’in komşu topraklara el koymasına zemin hazırladığını belirtiyor.
Arab News’e konuşan Doyle, “İsrail; Filistin, Lübnan ve Suriye’deki topraklarını genişleterek daha da büyük arazileri işgal etti. Bunu yapabilmesinin nedeni, on yıllardır var olan ve bugün İsrail’in lehine her zamankinden daha fazla işleyen cezasızlık iklimidir” değerlendirmesinde bulundu.
Özellikle Batı Şeria’daki genişlemelerin bir kısmının “ideolojik” olduğunu ve “Büyük İsrail inancından” kaynaklandığını ifade eden Doyle, diğer adımların ise devletlere baskı yapmak, bölünmeler yaratmak ve bölgesel krizleri kaynar tutarak Netanyahu koalisyonunun işine yarayan bir gerilim durumu yaratmak amacı taşıdığını savundu:
“Netanyahu’nun buna ihtiyacı var çünkü mahkeme salonundan ve yargılanmaktan uzak kalmak istiyor. İsrail halkının sürekli bir kargaşa ve korku içinde olmasını istiyor. Aynı zamanda Orta Doğu’nun haritasını değiştirme ve mirasının İsrail’i baskın bölgesel aktör olarak bıraktığını kanıtlama hırsına sahip. Elbette bunu yaparken Lübnan, Filistin ve İran’da savaşa girme ve savaşın getirdiği tüm öngörülemeyen sonuçları göze alma riskini taşıyor.”
“Güvenlik Arayışında Tökezleme” ve Tarihsel Döngü
Netanyahu’nun motivasyonu ne olursa olsun, analistler bölgesel genişlemenin İsrail’in arzuladığı güvenliği sağlayacağı konusunda şüpheci. Beyrut merkezli politika uzmanı Hussein Chokr, İsrail’in “güvenlik arayışında tökezlediğini” ve “kendini nasıl güvenceye alacağını bilmiyor gibi göründüğünü” belirtti.
Genişlemenin daha fazla güvenlik değil, daha fazla şiddet getireceği uyarısında bulunan Chokr, şu örnekleri verdi: “Örneğin Suriye’de İsrail’in daha da ilerlemesi, güney sınırlarına yaklaşması nedeniyle Türkiye’nin kendi ulusal güvenliğini tehdit altında hissetmesine yol açacaktır. Aynı durum Gazze bağlamında Mısır için de geçerlidir. Bu durum sürtüşme olasılığını artıracak ve gerilimleri derinleştirerek yeni şiddet sarmallarının zeminini hazırlayacaktır.”
Tarihe atıfta bulunan Chokr, İsrail’in geçmişte de Gazze veya güney Lübnan gibi çevre bölgeleri işgal etmenin kendisine güvenlik getireceğine inandığını ancak sonunda direnişin baskısıyla geri çekilmek zorunda kaldığını hatırlattı.
Tarihsel Bağlamda İşgaller:
-
Gazze: 1967’deki Altı Gün Savaşı’nın ardından işgal edilen Gazze’den, İsrail 2005 yılında tek taraflı olarak yerleşimcileri ve ordusunu çekmişti.
-
Lübnan: 1982’de Lübnan’ı işgal eden İsrail, güneyde oluşturduğu güvenlik bölgesinden 24 Mayıs 2000’de tamamen çekilmek zorunda kalmıştı. İsrail’in bu işgali, kendini güneyin koruyucusu olarak konumlandıran ve bugün hala silahsızlanmayı reddeden Hizbullah’ın doğmasına zemin hazırlamıştı.
Ağır İnsani Bilanço ve Yeni Savaş Suçu İddiaları
İsrailli yetkililer, tampon bölgelerin; Hamas’ın 7 Ekim 2023 saldırısı, Lübnan’dan gelen günlük Hizbullah atışları ve Suriye topraklarından sızma girişimleri gibi sınır ötesi tehditleri uzaklaştırmak için zorunlu olduğunu savunuyor.
Eski lider Hasan Nasrallah’ın öldürüldüğü Eylül 2024’teki gerilimin ardından gücünü kaybettiği söylenen Hizbullah’ın, 28 Şubat’ta İran’a yönelik ortak ABD-İsrail saldırılarına misilleme olarak 2 Mart’ta kuzey İsrail’e saldırı düzenlemesi, çatışmaların bitmediğini gösterdi. Resmi rakamlara göre, bu son çatışma Lübnan’da en az 3.700 kişinin ölümüne ve 1,2 milyondan fazla kişinin yerinden edilmesine neden oldu.
Reuters’in bildirdiğine göre İsrail, şu an Gazze’deki toprakların yüzde 60’ından fazlasını işgal etmiş durumda. 7 Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları bölgede en az 73.000 kişinin ölümüne yol açtı ve nüfusun yüzde 90’ını defalarca yerinden etti.
Suriye Cephesi:
İsrail ordusu, Aralık 2024’te Cumhurbaşkanı Beşşar Esad’ın görevden alınmasının hemen ardından oluşan güvenlik boşluğunu değerlendirerek Golan Tepeleri’ndeki BM tampon bölgesine girdi. Mart 2025’te Hermon Dağı’nın zirvesini kontrol altına alan Katz, ordunun Suriye’de sınırsız süre kalmaya hazır olduğunu belirtti. Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International), 14 Mayıs’ta yaptığı açıklamada İsrail’in Aralık 2024’ten bu yana Kuneytra bölgesinde sivil yapıları kasten tahrip ettiğini raporlayarak bunun “savaş suçu” olarak soruşturulmasını istedi.
Diplomatik Alternatifler Kapanıyor mu?
Tüm bu operasyonlar, eleştirmenlerin “işgal merkezli strateji” olarak tanımladığı duruma işaret ediyor. Hussein Chokr’a göre bu strateji diplomatik alternatifleri de tamamen kapatıyor. İsrail’in yayılmacı politikalarının, komşu devletleri 2002 Beyrut Arap Barış Girişimi’nde somutlaşan kolektif Arap çözümünden uzaklaştıracağını belirten Chokr, devletlerin askeri baskıya boyun eğmek ile Camp David benzeri tek taraflı anlaşmalar arasında bırakıldığını söyledi.
Chokr sözlerini şöyle tamamladı: “Arap ve Müslüman dünyası, Filistin sorununun kaderine terk edilmesini kabul etmeyecektir. Ancak Filistin haklarına yönelik her türlü yenilenmiş talep, giderek dışlayıcı ve yerleşimci-sömürgeci bir karaktere bürünen mevcut İsrail devletini telaşlandırıyor ve onu tıpkı 1967, 1978 ve 1982’de olduğu gibi ilave toprakların işgali politikalarını tekrarlamaya sevk ediyor.”


İlk yorum yapan siz olun