Suriye’yi 24 yıl boyunca demir yumrukla yöneten Beşar Esad’ın iktidarı, yıllarca kendisini destekleyen Rusya ve İran’ın başka çatışmalarla meşgul olduğu bir dönemde harekete geçen muhalif güçlerin yıldırım harekatıyla Aralık 2024’te aniden sona erdi.
Moskova’ya kaçarak ailesinin elli yılı aşkın süren baskıcı yönetimine nokta koyan Esad, Suriye için de yeni bir dönemin kapılarını araladı. Bu tarihi değişim, geçtiğimiz Salı günü Şam’daki bir mahkemenin, iktidarda kalmaya çalıştığı yıllar boyunca işlediği cinayetler, keyfi tutuklamalar ve işkence gibi suçlardan dolayı gıyabında verdiği idam cezasıyla bir kez daha gözler önüne serildi.
“Arap Baharı”ndan İç Savaşa
Esad, 2000 yılında babası Hafız Esad’ın ölümünün ardından cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturdu. İlk yılları Irak savaşı ve Lübnan kriziyle şekillenen Esad yönetiminin asıl belirleyicisi, 2011’deki Arap Baharı ile patlak veren ve demokrasi talep eden Suriyelilerin sokaklara dökülmesine ölümcül bir şiddetle karşılık verilmesiyle kontrolden çıkan iç savaş oldu.
Mısır ve Tunus’taki liderleri deviren Arap Baharı hareketinden ilham alan isyanı bastırmak isteyen Esad, Suriye ordusunun tüm gücünü muhaliflerine karşı acımasızca kullandı.
Kimyasal Silahlar ve “Orta Çağ” Kuşatmaları
Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (OPCW) ve Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapılan soruşturmalar, Esad’a bağlı hükümet güçlerinin muhaliflerin kontrolündeki bölgelere yönelik saldırılarda sinir gazı sarin ve klor kullandığını ortaya koydu.
2018’deki bir zehirli gaz saldırısının ardından dönemin ABD Başkanı Donald Trump, Esad’ı “hayvan” olarak nitelendirmişti. Şam yönetimi ise savaş boyunca binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan kimyasal silah kullanım iddialarını sürekli olarak reddetti.
BM müfettişleri tarafından “Orta Çağ yöntemleri” olarak kınanan kuşatma taktikleri de dahil olmak üzere muhaliflere karşı sergilediği acımasız yaklaşım, babasının 1980’lerde İslamcı isyancıları eziş biçimiyle paralellik gösteriyordu. Esad ise 2012’de parlamentoda yaptığı bir konuşmada kendisini hastasını kurtaran bir cerraha benzeterek, “Ona ‘ellerin kan içinde’ mi deriz, yoksa hastayı kurtardığı için teşekkür mü ederiz?” sözleriyle eylemlerini savunmuştu.
Savaş boyunca yüz binlerce insan hayatını kaybetti, şehirler yerle bir oldu ve nüfusun dörtte birinden fazlası ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.
Çöken Ordu ve Beklenmedik Sürgün
Savaşın ilk yıllarında Suriye’nin büyük bir kısmının Türkiye, Körfez Arap ülkeleri ve ABD tarafından desteklenen isyancıların eline geçmesiyle Esad’ın iktidardaki tutunuşu zayıflamış görünüyordu. Ancak 2012’de müttefiki İran destekli Şii milislerin, 2015’te ise Rusya hava kuvvetlerinin devreye girmesi, Esad’ın Şam’daki konumunu güçlendirip ülkenin büyük bölümünü geri almasını sağladı.
Esad, çatışmaların başlarında kendisinin devrileceğine inanan birçok yabancı liderden daha uzun süre iktidarda kalmayı başardı. Fakat askeri destek açısından Moskova ve Tahran’a bağımlı olması ve Suriye’nin bazı bölgelerinin hala kontrolü dışında kalması, yönetimini her an kırılgan kılıyordu.
Aralık 2024’e gelindiğinde, İran’ın İsrail ile olan çatışmalarından dolayı zayıflamasını ve Rusya’nın Ukrayna savaşıyla meşgul olmasını fırsat bilen muhalifler tarihi bir hamle yaptı. Cumhurbaşkanı Ahmed El-Şara liderliğindeki İslamcı Heyet Tahrir El-Şam (HTŞ) grubunun öncülük ettiği isyancılar Şam’a doğru ilerlerken, Suriye’nin demoralize olmuş ordusu hızla dağıldı. Esad, önce Lazkiye’deki bir Rus hava üssüne, ardından 8 Aralık 2024’te tahliye edilerek Moskova’ya kaçtı.
Devlet Eliyle İşletilen “Ölüm Makinesi”
Esad’ın devrilmesinin ardından, Suriye’nin kötü şöhretli hapishanelerinden kurtulan mahkumlar maruz kaldıkları korkunç işkenceleri anlattı. Ülkeyi ziyaret eden uluslararası bir savaş suçları savcısı, toplu mezarlardan çıkan kanıtların “devlet eliyle işletilen bir ölüm makinesini” gözler önüne serdiğini belirterek, Esad yönetimini Nazi Almanyası ile kıyaslanabilecek organize cinayetler işlemekle suçladı.
Ekim 2025’te Reuters tarafından yayınlanan bir rapor, Esad hükümetinin vahşet kanıtlarını gizlemek amacıyla binlerce cesedi Şam’ın doğusundaki çöllük bir alana gizlice taşıdığını ortaya çıkardı.
Esad ise en başından beri çatışmayı, ABD ve Ortadoğu’daki müttefiklerine karşı duran bir ülkeye yönelik “uluslararası bir komplo” olarak nitelendirdi. İsyancıları dış destekli aşırılık yanlıları olarak tanımlıyor, ılımlı bir Suriye muhalefeti fikrini reddediyordu. Şam’ın düşmesinin ardından yaptığı yazılı açıklamada da “devletin terörizmin eline düştüğünü” iddia etti.
İnkar Politikası ve Varil Bombaları
Tarihsel olarak Suriye’nin kıyı şeridinde yoğunlaşan ve Şii İslam’ın bir kolu olan Nusayri azınlığa mensup olan Esad, aynı zamanda 1940’larda kurulan Arap milliyetçisi Baas Partisi’nin Suriye kolunun liderliğini de devralmıştı.
Çatışmalar; Nusayri ağırlıklı devlet ve Şii destekçisi İran ile Sünni Müslüman çoğunluktan gelen isyancılar arasında giderek mezhepsel bir hal alırken, Esad ısrarla Suriye’nin laik Arap milliyetçiliğinin kalesi olduğu fikrine sarıldı.
Muhalif bölgelere yönelik kimyasal saldırılar, Birinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en kapsamlı zehirli gaz kullanımlarından biri olarak tarihe geçti. 2013’te Guta’ya düzenlenen ve yüzlerce kişinin öldüğü sarin gazı saldırısı Batı’dan askeri bir yanıt görmezken, 2017’deki bir başka saldırının ardından ABD füzeleri Suriye hava üssünü vurdu. Esad’ın devrilmesinden sonra kurulan geçici yönetim, bu yılın başlarında gizli bir kimyasal silah programının kalıntılarını tespit ettiğini duyurdu.
Ancak Esad, tıpkı varil bombaları kullanımını inkar ettiği gibi bu suçlamaları da hep reddetti. 2015’teki bir BBC röportajında ordunun varil bombası kullandığı iddialarını tiye alarak, “Ordunun varil kullandığını duymadım, belki tencere kullanıyorlardır” demişti. Devlet gözetimindeki vahşi işkenceleri gösteren on binlerce fotoğrafın sızdırılmasını ise “Katar’ın finanse ettiği bir komplo” olarak nitelendirmişti.
2025 yılında Fransa, 2012’de Humus’ta bir basın merkezinin bombalanmasıyla ilgili olarak Esad ve diğer eski Suriyeli yetkililer hakkında tutuklama kararı çıkardı.
Göz Doktorluğundan Diktatörlüğe
Beşar Esad’ın hayat planında aslında cumhurbaşkanlığı yoktu. Babası Hafız Esad, bu rol için diğer oğlu Basil’i yetiştiriyordu. Ancak Basil’in 1994’te bir trafik kazasında hayatını kaybetmesi, Londra’da ihtisas yapan bir göz doktoru olan Beşar’ı aniden tahtın varisi konumuna getirdi.
İktidarının ilk günleri, ülkede bir reform rüzgarı eseceğine dair temkinli bir iyimserlik yarattı. Ancak bu umut kısa sürede buharlaştı. Babasından kalan polis devleti aygıtı varlığını koruyarak baskıyı sürdürdü ve bu durum, 2011’deki devasa isyanın zeminini hazırladı.
Muhaliflerin hapse atıldığı, ekonomik reformların elit kesimi zenginleştirirken yozlaşmayı körüklediği bir düzende, kırsal kesimi vuran kuraklık yoksul halkı gecekondulara sürdü ve o gecekondular, Esad’ın sonunu hazırlayacak olan isyanın ateşinin yakıldığı yerler oldu.
İngiltere doğumlu eski bir yatırım bankacısı olan Esma Akhras ile evli olan Esad, üç çocuk babası.


İlk yorum yapan siz olun