İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ABD-İran Geçici Anlaşması: Tahran’ın Nükleer Programının Akıbeti Hâlâ Belirsiz

WASHINGTON – ABD ile İran arasında sağlanan geçici anlaşmanın, uzun yıllardır birbirine düşman olan iki ülke arasındaki en tartışmalı konu olan “Tahran’ın nükleer programını” ele alacak iki aylık bir müzakere sürecini başlatması öngörülüyor.

İran’ın nükleer bomba elde etmesini engellemek, Başkan Donald Trump’ın Şubat ayında İsrail ile birlikte savaşa girmesinin temel nedeni olarak gösterilmişti. Ancak Trump’ın övgüyle bahsettiği bu taslak anlaşma, uzun süredir devam eden nükleer krizi çözüme kavuşturmak için oldukça dar bir zaman dilimi sunuyor. Trump’ın ilk döneminde ABD’yi çektiği bir önceki nükleer anlaşmanın müzakereleri ise aylar sürmüştü.

Üst düzey ABD’li yetkililerin Çarşamba günü yaptığı açıklamaya göre, ön anlaşma şartları uyarınca İran derhal Hürmüz Boğazı’nı küresel petrol sevkiyatına açacak adımlar atacak ve petrolünü hiçbir kısıtlama olmaksızın satabilecek.

Cuma günü İsviçre’de resmi olarak imzalanması beklenen mutabakat, savaş sonrası yeniden inşa için İran’a en az 300 milyar dolar sağlanmasını ve ABD’nin Tahran’a yönelik tüm Amerikan ve BM yaptırımlarını sona erdirmek için çalışmasını da içeriyor. Ancak bu yaptırım hafifletmeleri, 60 günlük müzakere sürecinin sonunda İran’ın nükleer programını ele alan nihai bir anlaşmaya varılması şartına bağlı. Taslak metne göre taraflar, bu süre zarfında İran’ın yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumunun “akıbetini” çözüme kavuşturma konusunda uzlaştı.

Buna rağmen Cumhuriyetçi ve Demokrat Kongre üyeleri, İsrail yanlısı lobiler ve bizzat İsrail cephesinde, anlaşmanın gerçekçi ya da uygulanabilir olduğuna ve ilerideki nükleer görüşmelere etki edeceğine dair derin bir şüphecilik hâkim. Trump’ın yakın müttefiklerinden ve uzun süredir İran konusunda “şahin” tutumuyla bilinen Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Salı günü yaptığı açıklamada, “Benim şüphem doğrudan İran’ın kendisine yönelik. İyi bir anlaşma nasıl olmalı? Hiç zenginleştirme yapılmamalı. Buna ulaşıp ulaşamayacağımızı göreceğiz. Ancak ikinci aşamaya geçebileceğimizden emin değilim” ifadelerini kullandı.

Nükleer Anlaşma Detaylara Odaklanmayı Gerektiriyor

Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Arap Siyaseti Programı Direktörü David Schenker, “Bu yönetimin, dikkatini bu tür meseleler üzerinde toplamakta zorlandığı kanıtlandı” değerlendirmesinde bulundu. Trump’ın ilk döneminde Yakın Doğu İlişkilerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı olarak görev yapan Schenker, Cuma günü imzalansa bile mevcut yönetimin nükleer bir anlaşmaya varacak iradeye sahip olup olmadığını sorgulayarak şunları kaydetti:

“Bu meseleler inatçı bir odaklanma, detaylara dikkat ve çok sayıda teknik uzmanın katılımını gerektirir. Trump’ın dikkati dağılıyor, başka konulara geçiyor, yönetim de onu izliyor. Sanki İran’ın stratejisini anlamıyorlar; ilkinde de anlamadılar, ikincisinde de.”

Cumhuriyetçi yönetim ise kendine olan güvenini koruyor. Trump, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’nin Haziran 2025’te bombaladığı ve büyük ölçüde erişilemez durumdaki yeraltı tesislerinde bulunduğuna inanılan yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun teslimi konusunda İran’ın ABD ile işbirliği yapacağını söyledi. Trump, bu yüzden acele edilmesine gerek olmadığını ve bu süreçte ABD’nin “her santimetrekareyi kameralarla izlediğini” vurguladı.

Fransa’daki G7 zirvesinin kapanış basın toplantısında konuşan Trump, “Eğer uranyumu taşımaya kalkarlarsa, ABD saldırır ve yok olurlar. Bunu onlar da biliyor” dedi.

Bombalanan tesislerin enkazı altında kalan uranyumun “seyreltilmesi” gerektiği konusunda genel bir fikir birliği olsa da; malzemeyi kimin çıkaracağı, kimin seyrelteceği ve ortaya çıkan malzemenin nereye gideceği gibi detaylar hâlâ müzakere edilmeyi bekliyor. Anlaşmanın İran’ın nükleer silah elde etmesini kalıcı olarak nasıl engelleyeceği sorusuna ise Trump, “Kalıcı olmazsa onları bombalarız” yanıtını verdi.

Taslak metin, “asgari yöntemin”, malzemenin BM nükleer ajansının gözetimi altında yerinde seyreltilmesi olacağını belirtiyor. İran ise uzun süredir nükleer programının barışçıl olduğunu savunuyor.

Bir Önceki Anlaşma Bir Buçuk Yıldan Fazla Sürmüştü

2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (JCPOA) müzakere süreci, Demokrat Başkan Barack Obama’nın ilk döneminin sonunda Umman’da ABD ve İranlı yetkililer arasında başlayan gizli görüşmelerin ardından 18 aydan fazla sürmüştü. Viyana’daki müzakerelerin sonuçlanabilmesi için, dönemin Dışişleri Bakanı John Kerry ve Enerji Bakanı Ernest Moniz’in onlarca kez doğrudan üst düzey müdahalede bulunmasının yanı sıra, Avrupa’ya ve farklı bölgelere seyahat eden çok sayıda teknik uzmanın mesaisi gerekmişti.

Trump, en tartışmalı tavizlerin çoğu henüz yürürlüğe girmeden 2018 yılında ABD’yi JCPOA’dan çekmişti ve şu anda İran’ın eskisinden çok daha fazlasını sunmaya istekli olduğuna dair bir emare bulunmuyor. JCPOA, uranyum zenginleştirmesi, gelişmiş santrifüjler ve ağır su üretimi üzerindeki kısıtlamalar da dahil olmak üzere son derece teknik bir dile ve mutabakatlara dayanıyordu. Karşılığında İran’a milyarlarca doları bulan ciddi yaptırım hafifletmeleri sağlanmıştı.

Trump’ın “şimdiye kadar müzakere edilmiş en kötü anlaşma” olarak nitelendirdiği ve Cumhuriyetçilerin tümü ile bazı önde gelen Demokratların karşı oy kullandığı JCPOA, eleştiri oklarının hedefi olsa da tüm taraflar “kusurlu” bir anlaşmaya varmanın dahi 18 aydan fazla sürdüğünü kabul ediyor.

Cumhuriyetçiler: Anlaşmayı Kongre Onaylamalı

Cumhuriyetçiler, İran’la yapılacak herhangi bir nükleer anlaşmanın yasalar gereği Kongre’ye getirilmesi gerektiğini savunuyor. Teksas Senatörü Ted Cruz, son sözü Senato’nun söyleyeceğini “kesinlikle öngördüğünü” belirtirken; Louisiana Senatörü John Kennedy, İran’ın herhangi bir anlaşmaya uyacağına dair inancının olmadığını ifade etti.

Buna karşılık, anlaşma hakkında Başkan Yardımcısı JD Vance ile görüşen az sayıdaki isimden biri olan Kansas Senatörü Roger Marshall, kısaltılmış takvimin bir avantaj olabileceğini dile getirdi. Marshall, “İran’ın hareket tarzı, yeniden silahlanabilmek için müzakereleri uzatmaktır. Bence başkan onlara belirli bir süre vermeli, aksi takdirde sonuçları olacaktır. Bu yüzden bunun başarılabileceğini düşünüyorum” dedi.

Demokrat Virginia Senatörü Tim Kaine ise, Trump’ın müzakerecilerinin bu kadar dar bir zaman diliminde bir nükleer anlaşma taslağı hazırlamasına, Obama dönemindeki görüşmelerden kalan “temelin” yardımcı olabileceğine dikkat çekti. Ancak Kaine şu uyarıyı da ekledi: “Yine de JCPOA’yı oluşturmak yıllar almıştı. Masada müttefikler ve hatta Çin ile Rusya gibi rakipler vardı. UAEA oradaydı, Obama’nın baş müzakerecisi Ernie Moniz fizikte Nobel ödülü sahibiydi. Jared Kushner ya da Steve Witkoff’un Nobel ödülü olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden işleri çok zor olacak.”

Nükleer müzakereler konusunda hiçbir geçmiş deneyimi olmayan Trump’ın elçileri Witkoff ve Kushner, Trump’ın ikinci döneminin ilk aylarında Umman arabuluculuğunda defalarca girişimde bulunmuş ancak sonuç alamamıştı.

Öte yandan Arap ülkeleri, İsrail, Avrupa ve ABD’yi endişelendiren nükleer dışındaki diğer konularda da belirsizlik sürüyor. İran’ın balistik füze programı, bölgedeki vekil güçlere verdiği destek veya kendi halkına yönelik baskıları gibi meseleler geçici anlaşmada yer almıyor. Anlaşma, İran’ın petrolünü serbestçe satması gibi, JCPOA’nın şartlarını aşan büyük tavizler içeriyor. 2015’teki anlaşmada, İran petrolüne yönelik yaptırımlar ancak genel mutabakatın tamamlanmasının ardından kaldırılmıştı.

Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacılarından Brian Katulis durumu şu sözlerle özetledi: “Bir anlaşma daha fazla savaşmaktan iyidir ancak ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş belirtilen hedeflerine ulaşamadı. Bu anlaşma daha çok gereksiz bir dağınıklığı toparlamak ve durumu olabilecek en iyi şekilde göstermeye çalışmaktan ibaret.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir