Ortadoğu’da patlak veren her yeni savaş benzersiz bir kriz gibi sunulsa da manşetlerin ardında bir asırdan fazla geriye uzanan kronik bir model yatıyor. Sınırlar, kimlik, devlet olma durumu, dış müdahale ve siyasi meşruiyet üzerindeki çözülmemiş anlaşmazlıklar sürekli olarak yeni şiddet sarmalları üretiyor.
Modern Ortadoğu tarihinin önde gelen uzmanlarından Oxford Üniversitesi St. Antony’s College Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eugene Rogan, bölgedeki istikrarsızlığı anlamak için Osmanlı İmparatorluğu’nun son on yıllarından başlayarak Avrupa sömürge yönetimine, askeri diktatörlüklere, Soğuk Savaş’a ve 2011’deki ayaklanmalara uzanan tarihsel sürecin incelenmesi gerektiğini belirtiyor.
Arab News’e konuşan “Araplar: Bir Tarih” ve “Osmanlı’nın Çöküşü” kitaplarının yazarı Rogan’a göre Ortadoğu’nun en büyük engeli, toplumların kendi geleceklerini belirlemelerine olanak tanıyan siyasi sistemlerin eksikliği oldu.
“Halkların Siyasi Kaderlerini Çizmelerine İzin Verilmedi”
Bölge ülkelerinin istikrarlı bir siyasete sahip olmalarını sağlayacak “kurumsal uzlaşmadan” yoksun olduğunu ifade eden Rogan, Batılı demokrasilerin aksine Arap toplumlarının bu fırsattan mahrum bırakıldığını söyledi. Tarihsel mirasın bölge üzerindeki ağırlığına dikkat çeken Rogan, “Bölge halklarına siyasi vizyonlarını tartışma ve kendi şartlarında gerçekleştirme şansı tanımayan birbirini izleyen baskıcı devlet sistemleri var oldu” dedi.
Rogan, bu mirasın kökenlerini Osmanlı, İngiliz ve Fransız yönetimleri ile bağımsızlık sonrası kurulan askeri diktatörlüklere dayandırıyor:
-
İmparatorluklar ve Sömürge Dönemi: Osmanlı’nın Arap dünyasında farklı bir siyasi gelecek tasavvurunu engellediğini, ardından gelen İngiliz ve Fransız güçlerinin ise tüm milliyetçi örgütlenmeleri şiddetle bastırarak hapse attığını hatırlattı.
-
Askeri Diktatörlükler: Bağımsızlık sonrası askeri darbelerle başa geçen yönetimlerin de kendi vizyonlarına uymayan tüm siyasi ifadelere karşı çıktığını belirtti.
-
Sonuç: Güçlü liderler tarafından halkın kendi siyasi kaderini şekillendirmesine nadiren izin verilen devasa bir coğrafya ortaya çıktı.
Çizilen Sınırlar ve “Devletsiz Bırakılanlar”
Birinci Dünya Savaşı sonrasında çizilen sınırların hiçbir zaman istikrarlı ulus-devletler yaratmak amacıyla değil, sömürgeci güçlerin emperyal dengelerini sağlamak için çizildiğini belirten İngiliz tarihçi, tüm bu yapay kökenlere rağmen günümüzdeki devletlerin artık siyasi birer gerçeklik olduğunu vurguladı. Rogan, “Suriye’nin veya Irak’ın varlığını bir çırpıda yok sayamazsınız. Suriyeliler, Iraklılar, Lübnanlılar ve Ürdünlüler kendilerine verilen bu ülke sınırlarını benimsediler” ifadelerini kullandı.
Asıl büyük istikrarsızlığın devletsiz bırakılan halklardan kaynaklandığını savunan Rogan, Filistinlilerin ve Kürtlerin bu noktada devreye girdiğini; bölgeyi hiçbir sorunun İsrail-Filistin meselesi kadar derinden sarsmadığını belirtti.
İstikrarsızlığın Zirvesi: Dış Müdahaleler ve İç Baskılar
Ortadoğu’daki çalkantıların iç dinamikler kadar dış baskıların da bir sonucu olduğunu belirten Profesör Rogan, şu noktalara dikkat çekti:
-
Soğuk Savaş ve ABD Hegemonyası: Arap-İsrail çatışmasının adeta Soğuk Savaş’ın bir vekalet savaşına dönüştüğünü belirten Rogan, Soğuk Savaş’ın bitmesiyle Arap dünyasının ABD’nin “dizginlenemeyen tahakkümü” altında kaldığını ifade etti.
-
Dış Müdahaleler: 2003 Irak işgali ve ABD’nin Gazze, Lübnan ve İran’daki askeri operasyonlarında İsrail’e verdiği güncel desteğin bölgeyi dış müdahale yoluyla “istikrarsızlığın zirvesine” ittiği vurgulandı.
-
Baskıcı Hükümetler ve Şiddet: Bölge hükümetlerinin muhalefete tahammülsüzlüğünün El Kaide ve DEAŞ gibi radikal örgütleri doğurduğu; 2011 Arap Baharı’nın yarattığı güç boşluklarının ise “eli silahlı adamlar” tarafından doldurularak iç savaşlara yol açtığı belirtildi.
“2026’da Harekete Geçmeyenler, Başkalarının Hedefi Olacak”
Ortadoğu’nun eşi benzeri görülmemiş bir yıkım, hükümet başarısızlıkları ve insani kriz döneminden geçtiğini belirten Rogan, yine de tünelin ucunda bir umut ışığı görüyor. Mevcut çalkantıların yeni bir dönemin habercisi olduğuna inanan tarihçi, dış aktörler tarafından şekillendirilen yeni bir Ortadoğu vizyonuna boyun eğmeme konusunda bölgede derin bir fikir birliği oluştuğunu söyledi.
İstikrara ve maddi kaynaklara sahip Arap hükümetlerinin inisiyatif alması gerektiğini savunan Rogan’ın bölge ülkelerine uyarısı ise oldukça net oldu:
“2026 yılında harekete geçmekte başarısız olanlar, başkalarının eylemlerine maruz kalacaktır. Bölgedeki hükümetlerin bu tehdidin farkında olduğunu düşünüyorum ve umarım sorumlu bir şekilde hareket ederler.”


İlk yorum yapan siz olun