İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Irak Sineması Yeniden Doğuyor: “Kolay Değil Ama İmkânsız Da Değil”

Eski Bağdat’ın kalbinde, Irak’ın bir zamanlar canlı olan kültürel sahnesine tanıklık eden efsanevi sinema salonları bugün terk edilmiş ve toza bürünmüş bir halde duruyor. Ancak birkaç kilometre ötede, yeni nesil Iraklı sinemacılar sektörün geri dönüşüne öncülük ederken, yönetmen Ali Al-Bayati uluslararası arenada sergilemeyi umduğu yeni korku filminin bir sahnesi için kamera arkasında çalışıyor.

Saddam Hüseyin yönetimi altındaki ağır yaptırımlar döneminde geçen ve yakın zamanda uluslararası çapta büyük ses getiren “The President’s Cake” (Başkanın Pastası) adlı Irak filminin yakaladığı başarı, bu yeniden doğuş ivmesini daha da artırdı.

AFP’ye konuşan Bayati, durumu şu sözlerle özetliyor:

“Irak’ta sinema sektörünü canlandırmak kolay değil ama imkânsız da değil.”

Altın Çağdan Propagandaya

Irak’ın kültürel ve sinematografik sahnesi onlarca yıl boyunca büyük bir gelişme göstermişti. Ülkede film yapımı 1940’larda —özellikle Mısır ile ortak yapımlarla— başladı ve 1950’lerde zirveye ulaştı. O dönemin en ünlü yapımlarından biri olan Kameran Hosni imzalı 1956 yapımı “Said Effendi”, Fransa’nın desteklediği Irak Sinemateki projesi kapsamında yakın zamanda restore edilerek 2025 Cannes Film Festivali’nde gösterildi.

Ancak her şey değişti. 1970’lerde Saddam Hüseyin’in iktidara gelmesiyle sinema bir propaganda aracına dönüştü. Bunu, Hüseyin’i deviren 2003 ABD işgalinin ardından gelen onlarca yıllık savaş, mezhepsel çatışmalar ve cihatçı isyanlar izledi. Tüm bu süreç, Irak sinemasının altın çağını tamamen sona erdirdi.

Bir zamanlar sinemaseverlerin akınına uğrayan Bağdat’taki eski sinemalar; solmuş duvarları, eski kapıları ve kırık tabelalarıyla bugün ayakta zor duruyor. Granada Sineması’nın girişini, kıyafetlerin doğrudan sokağa asıldığı döküntü dükkanlar kaplıyor. Diğer salonlar ise duvarlarında hâlâ birkaç eski film afişi asılı olan depolara dönüştürülmüş durumda.

Eski ile Yeni Arasında

Son yıllarda sağlanan kırılgan istikrar, Iraklıların eğlenceye olan iştahını yeniden canlandırmaya başladı ve odak noktasını tekrar Bağdat’ın kültürel ortamına çevirdi.

Yetkililer geçen yıl bu fırsatı değerlendirerek 58 film projesini desteklemek için bir girişim başlattı. Ancak hükümet öncülüğündeki girişimin yetkililerinden Wareth Kwaish, dört milyon dolarlık fon havuzunun başka ülkelerde sadece tek bir projeyi finanse edebilecek kadar kısıtlı bir miktar olduğuna dikkat çekiyor.

Yetkililer ayrıca Irak’ın yurt içindeki ve yurt dışındaki tarihi sinema arşivini geri kazanmak için de çalışmalar yürütüyor. Bağdat yönetimi, film endüstrisini desteklemek amacıyla Fransa ile sinematografik işbirliği anlaşmaları imzaladı.

Yine de sektör fon ve destek sıkıntısı çekmeye devam ediyor ve bu durum her yapımı bir kumara dönüştürüyor. Hükümet fonundan yararlanan isimlerden biri olan ve filmini ABD ile Avrupa pazarlarına pazarlamayı hedefleyen Bayati, sinemacıların küçük hibelere güvendiğini belirtiyor. Bayati’ye göre kilit nokta, “iş ve üretimde sürdürülebilirliğe yol açacak gelirler elde etmek için” Iraklı izleyicilerin güvenini kazanmak.

Bugün Iraklı sinemaseverlerin çoğu, klasik mekanlar yerine Hollywood ve Mısır filmlerinin hakim olduğu alışveriş merkezlerindeki çok salonlu sinemaları tercih ediyor. Irak’ın eski sinemaları hakkında bir belgesel çeken Suriyeli yönetmen Abdulhadi Al-Rakeb, bu salonların kapanmasının “sinemada film izleme kültürünün yok olmasına ve bunun sonucunda da film yapma fikrinin gerilemesine” yol açtığını söylüyor.

“Temkinli Bir İyimserlik İçindeyim”

Geçtiğimiz yıl prestijli Cannes Film Festivali’nde ödül kazanan Irak filmi “The President’s Cake” nihayet ülkesinde de gösterime girdi. Film, yaptırımların malzeme bulmayı neredeyse imkansız hale getirdiği bir dönemde Saddam’ın doğum günü için pasta yapmak üzere seçilen genç bir kızın hikayesini anlatıyor.

Film Irak’ta çekilmiş olsa da yapım aşamasında pek çok zorlukla karşılaşıldı. Yönetmen Hasan Hadi, deneyimli Iraklı film ekibi eksikliğinin kendisini Avrupalı profesyonelleri getirmeye zorladığını belirtiyor:

“Yerel ekip uluslararası standartların farkında değildi ve yabancı ekip de yerel kültürel bağlama yabancıydı. Bu durum bizim için daha fazla sorun yarattı.”

Hadi’ye göre yerel ekip eksikliği, Iraklı sinemacıların kendi ülkelerinde çalışamamalarının birkaç nedeninden sadece biri. Yönetmen, sektörün yerel yetenekleri geliştirmek için atölye çalışmalarına, daha fazla fona ve genel olarak daha iyi bir organizasyona ihtiyacı olduğuna inanıyor.

Sektörün geleceği hakkında “Temkinli bir iyimserlik içindeyim” diyen Hadi, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Kendi hikayelerini anlatmak ve film yapmak isteyen çok fazla insan var, ancak yeterli kaynak yok.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir