İsrail ve Lübnan’ın 26 Haziran’da Washington’da düşmanlıkları durduran bir çerçeve anlaşması imzalamasının ardından, aylardır süren çatışmalar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan yüz binlerce Lübnanlı sığınmacı ülkenin güneyine geri dönmeye başladı.
Daha kısıtlı bir geri dönüş dalgası ise İslamabad’da İran-ABD anlaşmasının duyurulmasıyla eş zamanlı olarak, bu adımdan dokuz gün önce Beyrut’un güney banliyölerinde (Dahiye) ve güneydeki bazı köylerde başlamıştı. Lübnan makamları çatışmalar süresince yaklaşık 1,2 milyon insanın yerinden edildiğini tahmin ediyor.
Lübnan Sosyal İşler Bakanı Haneen Sayed, çerçeve anlaşmasının ardından ilk 24 saat içinde yaklaşık 400 bin kişinin Güney Lübnan’a döndüğünü belirtirken; Uluslararası Göç Örgütü (IOM) son değerlendirmesinde geri dönenlerin sayısını 646.107 olarak açıkladı. Ancak buna rağmen yaklaşık yarım milyon insan hâlâ sığınmacı konumunda bulunuyor.
Güvenlik Şeridi ve Altyapı Çöküşü: Geri Dönüşün Önündeki Engeller
Beyrut kaldırımlarını, parklarını ve meydanlarını dolduran çadırlar yerel yönetimler tarafından kaldırılmış ve resmi sığınaklar kademeli olarak boşaltılmış olsa da geri dönüşler her bölgeyi kapsamıyor. Sivillerin geri dönüşü, İsrail’in kontrolü altında tuttuğu ve 64 kasaba ile köyü kapsayan “Sarı Hat” (Yellow Line) adlı güvenlik bölgesine uzanamıyor.
Bağımsız haber sitesi Janoubia’nın genel yayın yönetmeni Ali El-Amin, Sarı Hat’tın sınırındaki Şakra kasabasına insanların döndüğünü ancak birçoğunun yeniden göç etmekten korktuğunu belirtiyor. En ağır yıkımdan kurtulan bölgelere yerleşenler bile su ve elektrik gibi en temel hizmetlerden mahrum. El-Amin durumu şu sözlerle aktarıyor:
“İsrail hava saldırıları köylerde büyük hasara yol açtı. Ev ve dükkan sahipleri kırılan camlarını bile değiştirmeye korkuyor. Bazılarının buna maddi gücü yetmezken, bazıları ise yeniden inşa için kalıcı bir istikrar ortamı görmeyi bekliyor.”
Hizbullah’ın Mesajları ve Ateşkes Şüpheleri
Geri dönüşlerin önündeki belirsizlik, İran destekli Hizbullah’ın kalıcı bir barış ihtimaline şüphe düşüren açıklamalarıyla daha da derinleşiyor. El-Amin, “Hizbullah ya halkı destekleyecek fona sahip değil ya da yeni bir çatışma dalgasına hazırlanıyor” diyor.
Hizbullah, İsrail-Lübnan çerçeve anlaşması duyurulana kadar ateşkesi kabul etmemiş ve anlaşmayı “hükümsüz ve tamamen İsrail’in çıkarına” diyerek nitelendirmişti. Ancak Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, grubun ABD-İran müzakerelerine bağlı olduğunu belirterek, “Bu seçenek değerini kanıtladı çünkü bizim için ek bir güç kaynağını temsil ediyor” ifadelerini kullandı.
Geri döndüklerinde evlerini yıkılmış bulan siviller, toplu sığınaklara dönüştürülen okul binalarına sığınıyor. Norveç Mülteci Konseyi’ne (NRC) konuşan 55 yaşındaki Fatima, Tebnine’deki evini ziyaret ettikten birkaç saat sonra Beyrut’a geri dönmek zorunda kaldığını belirterek, “Köyümüz işgal altında olmasa bile orada hiçbir güvenlik hissi yok. İnsanlar her an yeniden kaçabilmek için eşyalarını valizlerinde hazır tutuyor” diyor. Batı Bekaa’daki Sohmor köyüne dönen 44 yaşındaki Afaf ise “Dürüst olmak gerekirse bir ateşkes varmış gibi hissetmiyoruz. Tepemizde sürekli uçan insansız hava araçlarının sesini duymaya devam ediyoruz” diyerek durumun vahametini özetliyor.
Çekilme Krizinde Lübnan Ordusu ve İsrail Çelişkisi
Sarı Hat yakınlarındaki topluluklar, umutlarını İsrail’in belirlenen pilot bölgelerden çekilmesini öngören çerçeve anlaşmasına bağlamış durumda. Plana göre İsrail güçlerinin yerine Lübnan ordusu konuşlanacak, devlet otoritesini tesis edecek ve silah tekelini eline alacaktı. Ancak bölgelerin tanımlanması konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle henüz hiçbir İsrail çekilmesi gerçekleşmedi.
Lübnan askeri kaynağı, İsrail ordusunun Lübnan ordusunu işgal edilmemiş bölgelere konuşlandırmaya çalıştığını ve kendi işgal ettiği alanlardan çekilmeyi reddettiğini söyledi. Kaynak, Arab News’e verdiği demeçte şu ifadeleri kullandı:
“İsrail bir yandan sivilleri öldürmeye, baskınlar düzenlemeye ve köyleri havaya uçurmaya devam ederken, diğer yandan Lübnan ordusunu işgal altında olmayan coğrafi bir alana girmeye zorlayamaz.”
ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Komutanı Korgeneral Joseph Clearfield, pilot bölgelerin devredilmesi ve İsrail’in çekilmesi için bir takvim oluşturulması amacıyla iki ülkeyle de görüşmeler yürütüyor. Ancak sivil aktivist Gaby Al-Hajj, İsrail güçlerinin Sarı Hat’tın güneyindeki köylere girmek isteyen sürücüleri cep telefonlarından arayarak “Derhal geri dönün, aksi takdirde hedef alınacaksınız” diye tehdit ettiğini aktarıyor.
Milyarlarca Dolarlık Enkaz ve Finansman Krizi
Lübnan Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi ve BM Kalkınma Programı (UNDP) verilerine göre, yalnızca Litani Nehri’nin güneyindeki binalarda meydana gelen doğrudan hasar 1,38 milyar doları buldu. Dünya Bankası’nın raporuna göre ise 2024 yılındaki savaşın yol açtığı fiziksel hasar 6,8 milyar dolar, yeniden inşa ve toparlanma ihtiyacı ise yaklaşık 11 milyar dolar olarak tahmin ediliyor. Lübnan Maliye Bakanı Yassine Jaber ise toplam savaş hasarını 20 milyar dolarolarak öngörüyor.
Ağustos ayına kadar uzatılan 2026 Lübnan Acil Yardım Çağrısı kapsamında hedeflenen 639,9 milyon doların bugüne kadar yalnızca yüzde 37,1’i güvence altına alınabildi. Sosyal İşler Bakanlığı, hasar gören ancak işgal altında olmayan bölgelerdeki 130 bin sığınmacı aileye nakdi yardım sağlamak ve hafif hasarlı evlerin onarımı ile kira yardımlarını içeren bir acil eylem planı üzerinde çalıştıklarını duyurdu. Resmi rakamlara göre, Beyrut ve diğer bölgelerdeki yaklaşık 700 merkezde (çoğunlukla devlet okulları ve Spor Şehri Stadyumu) hâlâ 137 binden fazla sığınmacı kalıyor ve bunların üçte birini çocuklar oluşturuyor. Bölgede tam 8,5 milyon metreküp enkaz bulunuyor; su, elektrik ve yol ağları tamamen çökmüş durumda.
Bağımsız Milletvekili Melhem Halaf, Lübnan’ın çok tehlikeli ve hassas bir döneme girdiğini belirterek halkın geri dönüşünü “gönülsüz ve ürkek” olarak nitelendiriyor: “Sınır bölgesinde 21 kasaba tamamen haritadan silindi, onlarca köy ağır hasarlı. Çerçeve anlaşması siyasi bir dönüm noktası olsa da henüz sahada anlamlı bir ilerlemeye dönüşmedi.”
Siyasi analist Khaldoun Al-Sharif ise Lübnan’ın durumunu tek bir cümleyle özetliyor: “Lübnan bölgesel bir savaşın kurbanıdır. Savaş ve barış kararı kendi elinde değildir. Şu anki çatışmanın ortasında kalan bu ülke bir öncelik değil; asıl öncelik İran’dır.”


İlk yorum yapan siz olun