Yemen’deki Husi milislerinin, Suudi limanlarına uğrayan tüm gemilerin “Yemen Silahlı Kuvvetleri’nin menzili içindeki her noktada” hedef alınabileceğini açıklamasının ardından, dört Suudi ham petrol tankeri geri dönmek zorunda kaldı. Bu durum, örgütün Kızıldeniz’deki saldırı kampanyasında çok ciddi bir tırmanmaya işaret ediyor.
Suudi Arabistan’a yönelik deniz ablukası ilanından bir gün sonra gelen bu tehdit, küresel ticaret ve enerji akışı açısından kritik bir geçiş noktası olan Babülmendep Boğazı çevresindeki gerilimi en üst seviyeye çıkardı. Bu adım aynı zamanda Husileri, İsrail bağlantılı gemileri taciz etme boyutunun ötesine taşıyarak, Batılı deniz güçlerinin bölgede konuşlandığı ve Riyad’ın Kızıldeniz’deki can damarlarını savunma kararlılığının arttığı bir dönemde doğrudan İran ile yürütülen savaşın merkezine çekiyor.
“Baskı Altındaki Hareketten Baskı Kuran Aktöre”
Suudi Arabistan odaklı ticareti doğrudan tehdit etmek, yalnızca Riyad için değil, Washington ve uluslararası toplum için de riskleri tırmandırdı. ABD merkezli risk danışmanlık firması Basha Report’un kurucusu Mohammed Al-Basha, Arab News’e yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı:
“Suudi Arabistan’a yönelik bu son tırmanış, Husilerin askeri baskıyı ve daha geniş bir çatışma tehdidini bir müzakere taktiği olarak kullanmasının yeni bir örneğidir. Ancak bunu yaparken, kendilerini ‘baskı altındaki bir hareket’ olarak sunmaktan çıkıp, artık birçok çevre tarafından ‘baskı kuran ve zalimce hareket eden’ bir aktör olarak görülmeye başladılar.”
Yemen’in kuzeyinin büyük bölümünü kontrol eden İran destekli grup, uzun süredir kendisini Hizbullah, Hamas ve Iraklı milislerle birlikte Tahran’ın “Direniş Ekseninin” bir parçası olarak tanımlıyordu. 7 Ekim 2023 saldırılarının ardından Gazze’deki Filistinlilerle dayanışma bahanesiyle Kızıldeniz’deki gemileri hedef almaya başlayan Husiler; ABD ve İngiltere’nin misilleme hava saldırılarına ve BM Güvenlik Konseyi’nin ticari gemilere yönelik saldırıların durdurulmasını talep eden kararlarına hedef olmuştu.
Gerilimi Tırmandıran Kıvılcım: Sana ve Abha Havalimanları
Kızıldeniz’deki son kriz, Yemen’in uluslararası alanda tanınan hükümetinin üstlendiği bir operasyonla, İran’a ait bir uçağın inmesini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı pistinin vurulmasıyla patlak verdi.
Saldırıdan Suudi Arabistan’ı sorumlu tutan Husiler, gerilimi düşürme evresinin sona erdiğini ilan etti ve yanıt olarak Suudi Arabistan’ın güneybatısındaki Abha Uluslararası Havalimanı’na füze ve İHA’lar fırlattı. Bu durum, 2022’den bu yana sağlanan ateşkesteki en sert kopuş oldu.
Dünya deniz trafiğinin yaklaşık %7’sinin geçtiği bu kritik su yolunda deniz taşımacılığının engellenme riski, bölgede ve uluslararası toplumda büyük tepkiyle karşılandı. Hürmüz Boğazı ve Babülmendep Boğazı’nın toplamda küresel petrol ve gaz sevkiyatının %25’inden fazlasını taşıdığı düşünüldüğünde, yaşanacak büyük bir aksamanın küresel ekonomiye faturası oldukça ağır olabilir.
Bölgesel ve Uluslararası Tepkiler
Suudi liderliğindeki Koalisyon, Husilerin ablukasını “uluslararası hukukun açık bir ihlali” ve “deniz haydutluğu” olarak nitelendirerek kararlılıkla yanıt verileceğini duyurdu. Koalisyon Sözcüsü Tümgeneral Turki al-Malki, Husi iddialarının asılsız olduğunu belirterek, Sana havalimanının kapanmasına ve uçuşların durmasına Husilerin kendi eylemlerinin yol açtığını vurguladı.
Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanlığı da Riyad ile dayanışma içinde hareket ederek tırmanışı kınadı ve uluslararası toplumu BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarını (özellikle 2216 ve 2722 sayılı kararlar) uygulamaya çağırdı. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Jasem Al-Budaiwi de Husi açıklamalarını “sorumsuzca” olarak niteledi. BM, Kuveyt ve Katar da ablukayı reddederek Husilerin diplomatik yalnızlığını gözler önüne serdi.
Husiler Gazze savaşı sırasında hedef aldıkları gemilerin İsrail veya ABD ile bağlantılı olduğunu iddia ediyordu. Ancak Suudi limanlarını kullanan tüm gemileri hedef alma tehdidi, bu dar gerekçeyi ortadan kaldırarak grubu ekonomik şantaj ve deniz güvenliğini bozmakla yüz yüze bıraktı. Al-Basha, “Eylemleri, Yemen’deki Husi sorununa askeri bir çözüm bulunmasını savunanların elini güçlendirdi,” değerlendirmesinde bulundu.
Eski CIA Yetkilisi Roule: “Askeri Gerçekler Göz Ardı Edilemez”
Eski kıdemli CIA istihbarat görevlisi Norman Roule, Arab News’e verdiği mülakatta, Husilerin tehditlerinin ciddiye alınması gerektiğini ancak karşı karşıya oldukları askeri ve siyasi gerçekleri de unutmamaları gerektiğini söyledi:
“ABD, bölgede Suudi ortaklarıyla birlikte Kızıldeniz’deki seyrüsefer güvenliğini ve istikrarını sağlayabilecek oldukça güçlü bir deniz kuvveti bulundurmaya devam ediyor. Neyse ki Aspides Operasyonu çerçevesinde deniz gücü koruyan Avrupalı aktörlerin de desteğine sahibiz. Kızıldeniz’e ek mayın tarama kapasitesi getireceklerini açıklamaları oldukça yararlı olacaktır.”
İran konusunda ABD ulusal istihbarat yöneticiliği de yapmış olan Roule, Husilerin olası bir tırmanışın sonuçlarını iyi tartması gerektiğini vurguladı:
“Husilerin şunu hesaba katması gerekir: Karşılarında oldukça yıkıcı olabilecek Suudi-Amerikan askeri güçleri var. Hatta İsrail’in Husilere yönelik son derece ağır hasar veren saldırılarını tekrarlama potansiyeli dahi bulunuyor. Yine de Washington, İran’ın Husileri desteklemeye devam ettiğinin farkındadır.”
Suudi Arabistan’ın Kırmızı Çizgisi: Kızıldeniz Can Damarı
Suudi Arabistan artık ablukayı insani veya siyasi bir anlaşmazlıktan ziyade doğrudan bir güvenlik sorunu olarak ele alıyor. Riyad yönetimi bugüne kadar temkinli bir diplomatik çizgi izlemiş olsa da sabrının tükendiği belirtiliyor.
Krallık, Hürmüz Boğazı’ndaki risklere karşı Kızıldeniz altyapısına ve Doğu-Batı boru hattına büyük yatırımlar yaptı. Hürmüz Boğazı’nın kapalı veya riskli olduğu dönemlerde Kızıldeniz ihracat rotaları Suudi Arabistan için bir “can damarı” niteliğinde. Bu durum, Riyad’ın Husi fırlatma sahalarına ve deniz unsurlarına karşı savaşın ilk dönemlerine kıyasla çok daha sert askeri önlemler almasını beraberinde getirebilir.
King’s College London’dan kıdemli uzman Nawaf Obaid, Suudi Ordusu’nun istihbarat, komuta-kontrol, hassas vuruş ve hava savunma alanlarında yüksek bir “askeri olgunluğa” ulaştığını belirtiyor. Obaid’e göre risk, her Husi provokasyonunun Suudi Arabistan’ın füze rampalarının ötesine geçerek örgütün komuta ve lojistik ağlarını hedef alan geniş çaplı bir yanıt verme olasılığını artırmasıdır.
Bu durum Riyad ve Tahran’ı doğrudan bir çatışmaya daha da yakınlaştırabilir. Ancak Hürmüz Boğazı çevresindeki son diplomatik temasların da gösterdiği gibi, bu senaryo hâlen önlenebilir durumda.


İlk yorum yapan siz olun