LONDRA: İsrail ile Birleşmiş Milletler (BM) arasında tırmanan gerilim, dünya örgütünün İsrail’i çatışma bağlantılı cinsel şiddetle suçlanan taraflar listesine resmi olarak eklemesinin ardından bu ay yeni bir boyuta ulaştı. Karar, İsrail cephesinden sert tepkilere neden olurken, BM’nin Gazze savaşını ele alış biçimine yönelik eleştirileri de yeniden alevlendirdi.
19 Haziran’da düzenlenen Çatışmalarda Cinsel Şiddetin Ortadan Kaldırılması Uluslararası Günü etkinliğinde konuşan İsrail’in BM Büyükelçisi Danny Danon, ülkesinin kara listeye alınması nedeniyle üst düzey BM yetkililerini sert bir dille eleştirdi.
Bu çatışma, BM’nin güvenlik güçleri tarafından erkek tutuklulara yönelik tecavüz de dahil olmak üzere işlenen ihlalleri gerekçe göstererek İsrail ve Rusya’yı çatışma bağlantılı cinsel şiddet kara listesine eklediğine dair haberlerin çıkmasından sadece haftalar sonra yaşandı. Her iki ülke de güvenlik güçlerinin cinsel şiddete başvurduğu iddialarını kesin bir dille reddediyor.
İsrail Büyükelçisi Danon, 28 Mayıs’ta X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, söz konusu adımı “gerçeklerden kopuk siyasi bir karar” olarak nitelendirdi. Danon bir başka paylaşımında ise “Genel Sekreter’in yalanlarından artık usandık. Demokratik İsrail Devleti’ni Hamas teröristleriyle bir tutmak yeni bir dip noktasıdır” ifadelerini kullandı.
Hamas, Gazze savaşının fitilini ateşleyen 7 Ekim 2023’teki saldırıların ardından cinsel şiddet kara listesine halihazırda eklenmişti. Örgüt, cinsel şiddet vakalarını kabul etmiyor veya iddia edilen faillerden hesap sormuyor.
BM Raportöründen Destek: “Geç Kalınmış Bir Karar”
BM’nin İsrail’i listeye ekleme kararı, BM Kadınlara ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddet Özel Raportörü Reem Alsalem tarafından övgüyle karşılandı. Kararı “çoktan atılması gereken bir adım” olarak değerlendiren Alsalem, X hesabından yaptığı paylaşımda, “İsrail’in Filistinli kadınlara, erkeklere ve çocuklara karşı bağımsız olarak belgelenmiş ve doğrulanmış sistematik, büyük çaplı ve korkunç cinsel şiddeti göz önüne alındığında, İsrail’in daha önce listeye alınmamış olmasından duyduğum hayal kırıklığını geçmişte dile getirmiştim” dedi.
“Karar Sembolik Olsa da İsrail’i Yalnızlaştırabilir”
Uzmanlara göre mekanizma kendi başına büyük ölçüde sembolik olsa da, İsrailli diplomatın sert tepkisi ve BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile bağları koparma tehdidi, İsrail’in bu tür listelemeleri ne kadar ciddiye aldığını yansıtıyor.
Ortadoğu Enstitüsü (MEI) Kıdemli Uzmanı Brian Katulis, “İsrail yıllardır BM’nin kendisine karşı taraflı ve haksız davrandığını düşünüyor ve BM’yi hasım olarak görüyor. İsrail hükümeti özellikle 7 Ekim saldırısına verdiği yanıtla ilgili eleştirilere ve iddialara karşı son derece hassas” değerlendirmesinde bulundu. Katulis’e göre İsrail, iddiaların olgusal dayanağını reddettiği için BM’nin işleyişi üzerinde baskı kurmak amacıyla ilişkileri kesme tehdidini kullanıyor.
Listeye alınmayı “tek başına daha çok sembolik” olarak nitelendiren Katulis, yine de bu adımın bazı ülkeleri İsrail’e desteği kesmeye veya ilişkileri zayıflatmaya itebileceğini; İsrail’i izole etmeyi amaçlayan yaptırımlara zemin hazırlayabileceğini belirtti.
BM Raporundaki Kan Donduran İddialar
Tartışmaların merkezinde, BM’nin 21 Nisan tarihli çatışma bağlantılı cinsel şiddet yıllık raporu yer alıyor. Raporda, örgütün 2025 yılında İsrail ve işgal altındaki Filistin topraklarında tutulan Filistinlilere yönelik “cinsel şiddet örüntülerini” belgelediği ifade edildi.
Raporda, aralarında Gazze ve Batı Şeria’dan 14 erkek, 7 kadın, 9 erkek çocuğu ve 1 kız çocuğunun da bulunduğu kişilere yönelik işkence de dahil olmak üzere çatışma bağlantılı çok sayıda cinsel şiddet olayının doğrulandığı belirtildi. Vakaların 13’ünün 2025’te, 18’inin ise 2023 ve 2024’te meydana geldiği kaydedildi.
İddia edilen ihlaller arasında “cisimle tecavüz, toplu tecavüz, tecavüz girişimi, cinsel organlara yönelik fiziksel şiddet, cinsel organlara kasten ateş açılması, zorla çıplak bırakma ve tecavüz tehdidi” gibi ağır suçlamalar yer alıyor.
Söz konusu eylemlerin failleri arasında İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF), Keter özel kuvvetleri (İsrail Hapishane Servisi) ve polisin terörle mücadele birimi Yamam’ın da aralarında bulunduğu İsrail silahlı ve güvenlik güçlerinin yer aldığı iddia ediliyor. İhlallerin ağırlıklı olarak Sde Teiman, Etzion gözaltı merkezi ve çeşitli askeri üsler ile hapishanelerdeki gözaltı ve sorgulama süreçlerinde yaşandığı belirtiliyor.
Hukuki Boyutu: Bir Mahkeme Kararı Değil Ancak Kritik Bir Belge
Hukuk uzmanları kara listenin yargısal bir karar olarak yorumlanmaması gerektiği konusunda uyarıyor. Uluslararası kamu hukuku avukatı Harout Ekmanian, listelemenin “bir ceza hükmü olmadığını ve bu şekilde ele alınmaması gerektiğini” vurguluyor.
Ekmanian’a göre bu mekanizmanın yasal önemi, bireysel cezai sorumluluğu tesis etmesinde değil; belgeleme, kamuoyuna ifşa etme ve baskı oluşturma gücünde yatıyor. Ekmanian, “Hamas veya listelenen diğer taraflarla yan yana yer almak, aktörler arasında hukuki veya ahlaki bir eşitlik beyanı değildir. Sadece iddia edilen eylemlere aynı raporlama çerçevesinin uygulandığını gösterir” dedi.
Uzmanlar, bu tür mekanizmaların devletlerin davranışlarını hemen değiştirmese de zamanla itibar ve hukuki riskler yarattığı, resmi bir kayıt oluşturduğu ve ilerideki hesap verebilirlik süreçlerine temel teşkil ettiği konusunda hemfikir.
7 Ekim’den Bu Yana Artan İhlal İddiaları ve Gerilim
Bağımsız bir BM Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun Mart 2025 tarihli raporu, İsrail’in cinsel ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti Filistin halkını tahakküm altına almak için bir “savaş stratejisi” olarak kullandığı sonucuna varmıştı. Ayrıca BM, müfettişlerinin gözaltı tesislerine girişinin engellendiğini ve gözaltındakilerin istismarı bildirmemeleri için tehdit edildiklerini vurgulamıştı.
Kara liste kararı, BM’deki kamuoyu önünde yaşanan tartışmalar ve İsrail’in Genel Sekreter Guterres (2024’te İsrail’de ‘istenmeyen kişi’ ilan edilmişti) ile bağları koparma tehditleri bir araya geldiğinde, 7 Ekim 2023’ten bu yana giderek daha da düşmanca bir hal alan ilişkileri gözler önüne seriyor. İsrail askeri operasyonlarının başlamasından bu yana yerel sağlık yetkililerine göre 73 binden fazla Filistinli hayatını kaybetti.
BM kara listesinin anında somut yaptırımlar doğurup doğurmayacağı belirsizliğini korusa da, uluslararası toplumun görmezden gelmesinin giderek zorlaştığı bir istismar iddiaları arşivi büyümeye devam ediyor.


İlk yorum yapan siz olun