İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İran ve Hürmüz Krizi NATO İçin Stratejik Bir Sınava Dönüştü

LONDRA / ANKARA — Bu hafta Ankara’da düzenlenen iki günlük NATO Zirvesi’nin resmi gündemi, ittifakın Ukrayna’ya yönelik “sarsılmaz destek” taahhüdünün yinelenmesi ve ABD Başkanı Donald Trump’ın baskısıyla 2025 Lahey Zirvesi’nde kararlaştırılan “2035’e kadar GSYİH’nin yüzde 5’ini savunmaya ayırma” sözünün tazelenmesi oldu. Ancak zirvenin perde arkasındaki asıl büyük ve kaçınılmaz gündem maddesi, Türkiye’nin doğu komşusu İran’dı.

Zirveyi Ankara’da takip eden Hudson Enstitüsü kıdemli uzmanı Luke Coffey, “Kısa zirve deklarasyonunda İran’a yönelik oldukça sert bir dil kullanılması dikkat çekiciydi” değerlendirmesinde bulundu. Çarşamba günü yayınlanan sonuç bildirgesinde, NATO’nun stratejik rekabet, hibrit tehditler ve tekrarlayan şoklara uyum sağlamaya devam edeceği vurgulanırken, “Müttefikler, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması gerektiğini yineler ve İran’ı Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer serbestisine tam anlamıyla saygı duymaya çağırır” ifadelerine yer verildi.

Coffey, NATO’nun İran’ın nükleer programına dair daha önce de konuştuğunu ancak Hürmüz Boğazı’ndan güvenli geçişin bir “öncelik” olarak bildirgeye eklenmesinin ittifak açısından tamamen yeni bir yaklaşım olduğunu belirtti.

Zirve Sürerken Füzeler Konuştu, Trump Ateşkesi Bitirdi

Ankara’daki delegelere adeta yanı başlarındaki savaşı hatırlatırcasına, ABD ve İran arasında yeni bir füze düellosu yaşandı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda üç tankere saldırmasının ardından ABD, 90’dan fazla İran askeri hedefini vurdu; İran ise buna Ürdün, Kuveyt, Bahreyn ve Katar’a füze fırlatarak karşılık verdi.

Zirvede konuşan ABD Başkanı Trump, kırılgan ateşkesin tamamen bittiğini ilan ederek NATO üyelerini bir kez daha hedef aldı. Üye ülkelerin, “terörün bir numaralı devlet sponsoru olan İran’a karşı” ABD’ye yardım etmek istemediğinden şikayet etti. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise Amerikalıların hayal kırıklığını anladığını belirtmekle birlikte, “Avrupa’daki hava üslerinden 5.000’e yakın sorti yapıldığını ve NATO hava savunma sistemlerinin Türkiye dahil müttefikleri hedef alan çok sayıda İran füzesini engellediğini” hatırlattı.

Bölgesel İş Birliği ve Erdoğan’ın İİG Vurgusu

Uzmanlar, NATO’nun İran’a karşı doğrudan bir askeri eyleme girişmesinin uzak bir ihtimal olduğunu belirtse de Körfez bölgesinde atılabilecek stratejik adımlar olduğuna dikkat çekiyor. Luke Coffey, “Finlandiya Körfezi’nden Umman Körfezi’ne kadar tüm Avrupa ve Arap ülkeleri, özellikle İran menşeili insansız hava araçlarının (İHA) yarattığı ciddi bir hava tehdidiyle karşı karşıya. NATO, Ukrayna ve Körfez ülkeleri bu alanda ortak savunma kabiliyetlerini geliştirebilir”dedi.

Coffey ayrıca, 2004 İstanbul Zirvesi’nde kurulan ve Bahreyn, Kuveyt, Katar ve BAE’nin üye olduğu İstanbul İş Birliği Girişimi’nin (İİG) 22 yıldır ilk kez bu zirvede dışişleri bakanları düzeyinde toplandığını belirterek, bu platformun ad-hoc (geçici) ilişkilerden ziyade rutin bir mekanizmaya dönüştürülmesi gerektiğini savundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da zirvenin açılış konuşmasında İİG’ye değindi. Trump’ın İran krizini çözme yolundaki “kararlı duruşunu” takdir eden ve Hürmüz Boğazı’ndaki mayın temizleme faaliyetlerine Türkiye’nin destek vereceğini taahhüt eden Erdoğan, “Bugün aramızda bulunan İİG ortaklarımızın varlığına büyük önem veriyorum. Onlarla olan angajmanımızı derinleştirmemiz gerektiğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Madde 5 mi, Madde 4 mü?

Teknik olarak NATO’nun Körfez’e doğrudan müdahale etmesini sağlayabilecek mekanizmalar mevcut. Ancak bir üyenin saldırıya uğraması durumunda devreye giren meşhur 5. Madde, bu krizde ABD için işletilemiyor; çünkü mevcut savaş ABD ve İsrail’in İran’ı vurmasıyla başladı. Mart ayı boyunca Türkiye’yi hedef alan veya Türk hava sahasına yönelen bazı İran füzeleri NATO bataryaları tarafından düşürülmüş olsa da, 5. Maddenin tetiklenmesi için 32 üye ülkenin oy birliği gerekiyor ve bu madde tarih boyunca sadece 11 Eylül saldırılarından sonra uygulandı.

Buna karşın, bir üye ülkenin toprak bütünlüğü veya güvenliği tehdit edildiğinde danışma mekanizmasını başlatan 4. Madde daha gerçekçi bir seçenek olarak öne çıkıyor. Türkiye geçmişte, Irak ve Suriye kaynaklı tehditler nedeniyle bu maddeyi 5 kez tek başına yürürlüğe koymuştu. Ayrıca NATO, geçmişte BM kararlarıyla ya da ev sahibi ülkenin davetiyle Bosna, Kosova, Libya ve Afganistan gibi alan dışı bölgelerde de operasyonlar yürütmüştü.

“NATO’nun Gücü de Siyasi İradesi de Yok”

İngiltere’nin eski Suudi Arabistan ve Irak Büyükelçisi Sir John Jenkins ise NATO’nun Körfez’de doğrudan bir rol üstlenmesinin “hayal ürünü” olduğunu savunuyor. 2011’deki Libya müdahalesini hatırlatan Jenkins, “NATO’nun alan dışı operasyon geçmişi iyi sonuçlanmadı. Libya’da mühimmat sıkıntısı yaşandı ve sonrasında ülke kaosa sürüklendi. Avrupa askeri kapasitesinin aşınmasına göz yumdu, ABD’nin ne yapacağı belirsiz ve Ukrayna tüm dikkatleri üzerine çekiyor. İran ve Ukrayna savaşları, kağıt üzerindeki konvansiyonel askeri üstünlüğün İHA’lar ve yapay zekayla nasıl dengelenebileceğini dünyaya gösterdi” dedi.

Orta Doğu Enstitüsü’nden ulusal güvenlik uzmanı Brian Katulis de benzer bir görüşü paylaşıyor. Katulis, ABD ve İsrail’in bu savaşı bölgedeki Körfez ortaklarına veya Avrupalı müttefiklerine danışmadan başlattığını vurgulayarak, “Avrupalı liderler anketleri okuyabiliyor; ne Trump ne de onun bu savaşı ABD’de popüler. Trump’ın Avrupa’yı kendi kaderine terk etmek istediği bir dönemde, Avrupa neden NATO’yu kendi misyonuyla ilgisi olmayan ve kaybedilen bir davaya bağlasın?”sorusunu yöneltti.

Uzmanların ortak kanaati, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz güvenliğinin halihazırda Bahreyn merkezli Birleşik Görev Güçleri (Combined Task Forces) gibi ABD ve İngiltere komutasındaki mevcut yapılarla yürütülmesinin en sağlıklı yol olduğu; NATO’nun ise asli görevi olan Avrupa’nın savunmasına odaklanması gerektiği yönünde.

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir