İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gazze’de Yetim Kalan Filistinli Kardeşlerin Buruk Kavuşması: Savaşın Ayırdığı Aile Yıllar Sonra Bir Araya Geldi

Mais Al-Gharam, yedi kardeşini son olarak savaştan iki ay önce Gazze Şeridi’nde görmüştü. Bu tarih; Mais’in İsrail’de yaşamak üzere Filistin topraklarından ayrılmasından ve ailesinin evine düzenlenen İsrail hava saldırısında anne, baba ve küçük kardeşinin hayatını kaybetmesinden çok öncesine dayanıyordu.

Ancak o gün geldiğinde Mais, İsrail’in Kerem Şalom (Kerem Ebu Salim) sınır kapısının dışında umutla bekliyor, hayatta kalan kardeşlerinin Gazze’den çıkıp kapıya doğru gelişlerini görebilmek için gözlerini kalabalıktan ayırmıyordu.

Gazze doğumlu bir baba ile İsrail vatandaşı Filistinli bir annenin sekiz çocuğunun en büyüğü olan 23 yaşındaki Mais, “Biz bir aile olmaktan hiçbir zaman vazgeçmedik,” dedi ve ekledi: “Ancak her gün onları bir daha görüp göremeyeceğimi düşünerek yaşadım.”

Aile, Mais ve beraberindeki avukat ekibinin kardeşlerini Gazze’den çıkarmak için verdiği yıllar süren mücadelenin ardından bu ay nihayet yeniden bir araya geldi. Sınır kapısında buluşan kardeşler, daha sonra annelerinin geniş ailesinin onları kucaklaşarak ve ev yemekleriyle karşıladığı Nasıra (Nazareth) kentine doğru yola çıktı.

Bu kavuşma sevinç, keder ve sessiz bir şaşkınlığı bir arada barındırıyordu. Tüm engellere rağmen Mais, Gazze doğumlu 8 ile 22 yaşları arasındaki kardeşleri için İsrail pasaportu çıkarmayı başarmış ve onlarla birlikte yaşamak için tüm düzenlemeleri yapmıştı. Birbirlerini yeniden bulmuş olsalar da kaybettiklerini geri getirmeleri imkansızdı.

Torunlarına kavuşan anne tarafından dedeleri Faraj Al-Gharam, duygularını “Mezardan dönmek gibi,” sözleriyle ifade ederken, Gazze’deki duruma ilişkin “Orada insan hayatının hiçbir değeri yok.” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail ve Gazze Arasında Bölünen Yüzlerce Aileden Biri

Ailenin hikayesi 2002 yılında, Gazze doğumlu Murad Al-Gharam’ın geçici çalışma izniyle İsrail’de inşaat işçisi olarak çalıştığı dönemde başladı. Murad, burada Nasıra’da yaşayan İsrail vatandaşı Filistinli Amal Karim ile tanışıp evlendi. Kısa süre sonra Mais adını verdikleri ilk kızları dünyaya geldi.

On yıllar önce Batı Şeria, Gazze ve İsrail’de yaşayan Filistinliler arasında bu tür evlilikler oldukça yaygındı. Ancak iki Filistin intifadası ve İsrail’in işgal altındaki topraklara yönelik kısıtlamaları bu durumu değiştirdi.

Murad ve Amal, İkinci İntifada’nın zirvesinde tanışmıştı. Şiddet olayları tırmanırken İsrail’in Filistinlilerin çalışma izinlerini iptal etmesi, Murad’ın ülkedeki statüsünü tehlikeye attı. Bunun üzerine çift temelli olarak Gazze’ye taşındı ve bölgenin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’na yerleşti. Taksi şoförlüğü yapmaya başlayan Murad ve eşi Amal’ın yedi çocukları daha oldu: Zuhour (22), Jwaher (21), Sabreen (20), Ghfran (17), Fady (16), Maisara (11) ve Arjwan (8).

Zuhour o günleri, “Burada bir aile olarak birlikte yaşadık… ve hiçbir eksiğimiz olmadı.” sözleriyle anımsıyor.

Ancak 7 Ekim 2023’te her şey değişti. Hamas öncülüğündeki militanların güney İsrail’e saldırarak yaklaşık 1.200 kişiyi öldürmesi ve 251 kişiyi rehin almasının ardından başlayan savaşta Al-Gharam ailesi, insan hakları örgütlerine göre sınırın iki tarafında üyeleri bulunan 300’ü aşkın “bölünmüş aileden” biri haline geldi.

“Ya Birlikte Gideriz Ya Birlikte Kalırız”

İsrail misilleme saldırılarına başlarken ailenin bir karar vermesi gerekiyordu. Mais çoktan Nasıra’ya dönmüş, iş bulmuş ve evlenmişti. Gazze’de doğan yedi çocuk anneleri üzerinden İsrail vatandaşlığına başvurma hakkına sahip olsa da, babalarının böyle bir seçeneği yoktu. İsrail yasaları, genel olarak İsrail vatandaşlarının Filistinli eşlerinin kalıcı oturma izni almasını engelliyordu.

Zuhour, ailenin o zor anlarda aldığı kararı şu sözlerle anlattı: “Ya hep birlikte gideriz ya da hep birlikte kalırız dedik.”

Ve savaşa hazırlandılar.

Yaklaşık 160 kilometre uzaklıktaki Mais, İsrail’in Gazze’nin elektriğini, telefon ve internet ağlarını kesmesinin ardından günlerce ailesinden endişe içinde haber bekledi. Aile, 2024’ün ilk yarısında en az yedi kez yerinden edildi; İsrail orayı da işgal etmeden önce güneydeki Refah’a sığındılar. En sonunda Gazze Şehri’nin 10 kilometre güneyindeki Nuseyrat’a, çocukların büyüdüğü eve geri döndüler.

Aileyi Yıkan Saldırı: 10 Temmuz 2024

Takvimler 10 Temmuz 2024’ü, saatler sabah 06.00’yı gösterdiğinde evlerine isabet eden bir hava saldırısı duvarları yıktı, tavanı çökertti. Sersemlemiş ve yaralanmış halde sokağa fırlayan kardeşler çığlıklar içinde yardım istedi. Jwaher, bacağının ve parmaklarının kırıldığını bile hissetmeyecek kadar büyük bir şok yaşadığını belirtti.

Aceleyle Deyr el-Belah’taki El Aksa Hastanesi’ne götürülen çocuklara acı haber burada verildi: Anneleri Amal, babaları Murad ve 11 yaşındaki kardeşleri Maisara hayatını kaybetmişti.

Sabreen, “Tüm yük aniden omuzlarımıza bindi.” derken; kardeşler hayatta kalabilmek için yemek pişirdi, temizlik yaptı, su kaynatmak ve ısınmak için odun topladı. Mahallede bir fırın açarak para kazanmaya çalıştılar ve Nasıra’daki akrabalarının gönderdiği yardımlarla ayakta kaldılar. Fady, “Her birimiz bize ait olmayan bir rolü üstlenmek zorunda kaldık.” ifadelerini kullandı.

(İsrail ordusu, söz konusu hava saldırısına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.)

İmkansızı Başarmak: Hukuk Mücadelesi ve Kavuşma

Kardeşleri Gazze’de hayatta kalma mücadelesi verirken Mais, onları kurtarmak için İsrail’de harekete geçti. Saldırının gerçekleştiği gün İsrailli insan hakları örgütü HaMoked ile iletişime geçerek evrak sürecini başlattı. İsrail İçişleri Bakanlığı’na ve Gazze’deki geçişleri denetleyen askeri birim COGAT’a dilekçeler yazıldı.

Mais için süreç başlarda imkansız görünüyordu. Kardeşlerinin İsrail’e girmesi için izinlere, en büyük kardeş Zuhour’un küçük çocukların yasal vasisi olarak atanmasını sağlayacak bir mahkeme kararına ve altı başarılı vatandaşlık başvurusuna ihtiyaç vardı. HaMoked’e göre İsrail İçişleri Bakanlığı, anneleri öldüğü için aileyi birleştirme prosedürü talebini başlangıçta reddetmişti.

Geriye kalan kardeşler, Mais ile akrabalıklarını kanıtlayacak DNA testleri için Kızılhaç aracıyla tehlikeli bir yolculuk yaparak Kerem Şalom sınır kapısına gitmek zorunda kaldı. Sonuçların çıkmasının ardından, pasaport evraklarını imzalamak için bu zorlu yolculuğu bir kez daha tekrarladılar.

Evlerine düzenlenen ölümcül saldırıdan neredeyse tam iki yıl sonra, 8 Temmuz’da nihayet İsrail’e ulaştılar. Gazze’nin enkazından başlayıp modern şehirlere uzanan yarım günlük yolculuğun sonunda Nasıra’ya varan kardeşlerin artık tek isteği; akrabalarıyla vakit geçirmek, okula gitmek ve sağlık kontrolünden geçmek gibi sıradan umutlardı.

En büyük önceliklerini gerçekleştirdiklerini söyleyen Jwaher, sözlerini şöyle noktaladı: “Aile, her şeyden daha önemlidir.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir