NEW YORK – Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) Lübnan Temsilcisi Anandita Philipose, krizin ilk günlerinde Beyrut’taki bir sığınağı ziyaret ettiğinde doğumu yaklaşmış, yerinden edilmiş ve artık tanıyamadığı bir sistemin içinde tamamen yalnız kalmış hamile bir kadınla karşılaştı.
Philipose o anları, “Kime gideceğini bilmiyordu. Bana yaklaşıp ‘Arayabileceğim bir numara var mı?’ diye sordu. Ona ulaşabileceği numaraları ve kişileri verdim. Sadece bu kadar basit bir dokunuştu” sözleriyle anlattı. İki hafta sonra aynı sığınağa dönen Philipose, kadını kucağında yeni doğan oğlu Ali ve yanlarında gülümseyen büyükannesiyle buldu. Philipose, aşırı kalabalık sığınak şartlarına ve sağlık ile güvenlik endişelerine rağmen o odada “her gün bu işi yapmalarını sağlayan bir neşe” olduğunu belirtti.
Ancak bu küçük sevinç anları, belirsizlik, tehlike ve acil ihtiyaçların şekillendirdiği ve son haftalarda hiçbir iyileşme belirtisi göstermeyen derin bir krizin gölgesinde yaşanıyor.
Çatışmalar ve Diplomatik Çabalar
İsrail’in 2 Mart’tan bu yana düzenlediği hava saldırıları ve kara harekatları Lübnan’da 3.400’den fazla kişinin hayatına mal olurken, bir milyonu aşkın insan evlerini –birçoğu üçüncü veya dördüncü kez– terk etmek zorunda kaldı.
Pazartesi günü İsviçre’de ABD ile İran arasında yapılan görüşmelerde arabulucular “cesaret verici ilerlemeler” kaydedildiğini bildirdi. İsrail ve Hizbullah arasında çatışmaların yeniden alevlenmesini önlemek amacıyla İran, ABD ve Lübnanlı yetkililerin katılımıyla bir “çatışmasızlık hücresi” kurulması kararlaştırıldı. Bu mekanizmanın başarısı, geniş çaplı ABD-İran diplomatik sürecinin kalıcı olup olmayacağının ilk somut göstergesi olarak değerlendiriliyor. Buna rağmen, özellikle zorunlu göçün yaygın olduğu ve sağlık altyapısının ağır hasar gördüğü güney bölgelerinde çatışmalar sürüyor.
“Kadınlar Çatışma Ortamında da Doğum Yapmaya Devam Ediyor”
Çatışmalar nedeniyle yerinden edilenler arasında üreme çağındaki yaklaşık 390.000 kadın bulunuyor. Philipose’un bu ayın başlarında gazetecilere verdiği brifingde 13.000 olarak açıklanan hamile kadın sayısı bugün 16.000’e ulaşmış durumda. Bu kadınların 1.500’ü ise Lübnan’ın güneyinde, uzman obstetrik bakıma erişimden mahrum bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor.
Arab News‘e konuşan Philipose, “Kadınlar çatışma ortamında doğum yapmayı bırakmıyor. UNFPA’nın görevi, durum ne kadar kötü olursa olsun bunu güvenli bir şekilde yapabilmelerini sağlamaktır” ifadelerini kullandı.
Fakat sağlık hizmetlerine erişim giderek zorlaşıyor. 31 Mayıs’ta düzenlenen hava saldırıları, güneydeki Sur kentinde bölgede hala faaliyette olan nadir tesislerden biri olan UNFPA destekli birinci basamak sağlık merkezine ve kadınlar ile kız çocukları için kurulan güvenli alanlara ağır hasar verdi. Aynı hafta sonu, doğumevi bulunan bir devlet hastanesi de vuruldu. Philipose’a göre bu saldırılar hem fiziksel kapasiteyi düşürüyor hem de tesislerin hedef alındığını bilen kadınların sağlık hizmeti aramaktan korkmasına yol açıyor.
Sahadaki İnsani Yardım Çabaları ve Zorluklar
UNFPA, mevcut durumu hafifletmek amacıyla Beyrut, Cebel-i Lübnan ve güney bölgelerinde dokuz mobil klinik görevlendirdi. Lübnan Ebe Memşireler Sendikası (Lebanese Order of Midwives) ile işbirliği yapılarak ebe ve sosyal hizmet uzmanları zor ulaşılan bölgelere ve sığınaklara gönderiliyor. Ayrıca Kopenhag’daki lojistik merkezinden getirilen ve karmaşık gebelikler de dahil olmak üzere güvenli doğumlar için gerekli ilaç ve ekipmanları içeren kurumlar arası üreme sağlığı kitleri de sahaya ulaştırıldı. Bugüne kadar sağlanan desteklerle 124 binden fazla yerinden edilmiş kişiye ulaşıldığı açıklandı.
Bölgeden kaçan kadınların hikayeleri ise durumun vehametini gözler önüne seriyor:
-
Rima (26): Güneydeki evinden kaçtığında yedi aylık hamileydi. 16 saat süren bir araba yolculuğunun ardından Sayda’da 13 kişiyle paylaştığı küçük bir eve sığındı. “Eskiden doktoruma düzenli giderdim ama şimdi gidemiyorum. Başka bir doktor bulmak zorunda kaldım ve bebeğim için kıyafet, beşik, hiçbir şeyim yok.”
-
Dana (19): İsrail sınırı yakınlarındaki Raşaf’tan dört aylık hamileyken kaçıp Bekaa Vadisi’ne sığındı. “Evimiz yıkıldı ve gidecek hiçbir yerimiz yok.”
-
Sara (20): Al-Ain’deki mobil klinikte bir nebze olsun rahatladığını belirtiyor: “Personel nazik ve destekleyiciydi. Kendimi biraz daha güvende hissetmemi sağladılar ama korku geçmiyor. Bebeğimin barış içinde doğmasını istiyorum.”
Artan Güvenlik ve Koruma Riskleri
Zorunlu göç, koruma risklerini de artırıyor. Sığınaklarda yapılan son güvenlik denetimleri; kapılarda kilit olmaması, cinsiyete göre ayrılmış tuvaletlerin bulunmaması, yetersiz aydınlatma ve aşırı kalabalık yaşam koşullarının toplumsal cinsiyete dayalı şiddet riskini ciddi şekilde artırdığını ortaya koydu. Ajansın verilerine göre Lübnan’daki 630’dan fazla toplu sığınak tehlikeli derecede kalabalık.
UNFPA, şiddet mağdurlarının mahremiyetini korumak adına verileri gizli tutuyor ancak göç süreci uzadıkça vakaların arttığını doğruluyor. Geçen yıl yaşanan fon krizi nedeniyle kadınlar ve kız çocukları için ayrılan birçok güvenli alan kapatılmak zorunda kalmıştı.
Acil Fon Çağrısı ve Üç Kritik Talep
UNFPA, Ağustos 2026’ya kadar olan operasyonlarını kapsayacak şekilde 25 milyon dolarlık acil bir fon çağrısı başlattı. Şu ana kadar yaklaşık 4 milyon dolar sağlanırken, 21 milyon dolarlık açık bulunuyor. Sağlanacak fonlarla daha fazla ebe istihdam edilmesi, yeni mobil kliniklerin açılması, bebek kitleri ile hijyen ve kadın pedi gibi temel ürünleri barındıran “onur kitleri”nin dağıtılması planlanıyor.
Uluslararası toplumdan en acil taleplerinin ne olduğu sorulduğunda Philipose üç noktaya dikkat çekti:
-
Genel Sekreter’in çatışmaların sona ermesi ve uluslararası insancıl hukuka saygı gösterilmesi yönündeki çağrısının desteklenmesi (açıklanan barış anlaşmasının bu yönde bir adım olması umuluyor).
-
İnsani yardımların tam ve kısıtlamasız bir şekilde ulaştırılabilmesi.
-
Lübnan’da en çok hayat kurtaran ancak en az fonlanan üreme/cinsel sağlık ile toplumsal cinsiyete dayalı şiddet alanlarına kritik finansman sağlanması.
Beyrut’un yakından takip ettiği ABD-İran anlaşmasının sahada kalıcı bir değişiklik yaratıp yaratmayacağı belirsizliğini koruyor. Yaşananların sadece bir göç krizi olmadığını vurgulayan Philipose, sözlerini şöyle tamamladı:
“Sizinle büyük bir belirsizlik döneminde konuşuyorum. Ancak güneydeki yıkım, tekrarlanan travma döngüleri ve 2025’ten bu yana devam eden fon kesintileri nedeniyle uzun süreli bir krizle karşı karşıya olduğumuzu biliyorum. Gördüğümüz şey sadece bir yerinden edilme krizi değil; giderek artan bir sağlık ve koruma krizidir. Ve bu tanımlama oldukça önemlidir.”


İlk yorum yapan siz olun